Bu yabancı yerin karanlığı üzerime çökmüş, beni kendi gölgelerinde boğuyor. Burası benim evim değil, her köşesi bana yabancı ve soğuk. İçimde yükselen bu daralmışlık duygusuyla, burada kalmanın imkânsızlığını anlıyorum. Kaçmak, buradan uzaklaşmak ve bana ait olan o sıcak, korunaklı yuvayı bulmak istiyorum. Ama bir korku var içimde, derin ve kemirici; uçmayı denersem, düşeceğimden korkuyorum. Yine de, bu karanlıkta kalmak demek, yavaşça solmak demek, yalnızlığın ve çaresizliğin pençesinde tükenmek demek.
Bir dakika hatırlıyorum, bir zamanlar uçmuştum; rüzgârı kanatlarımın altında hissetmiş, gökyüzüne yükselmiştim. Sonra ne oldu? Neden uçmayı unuttum? Tabii ya uçmaya başladıktan kısa zaman sonra başka bir kuşun kanatlarına tutunmuştum, o beni taşıyordu. Belki de bu yüzden uçmayı unuttum. O zaman kolaydı; yorulmuyordum, çaba sarf etmiyordum. Şimdi ise, onun yuvasında mahsur kalmış gibiyim. Onsuz uçabilir miyim? Yeniden denemek, kendi kanatlarımın gücüne güvenmek, cesaret ister. Ya düşersem? Ama ya kanatlarımı çırparsam, ve tekrar yükselebilirsem? Belki de başarırım. Neden olmasın? Evet, korkuyorum, ama belki de uçmak için ihtiyacım olan tek şey, korkunun ötesine geçmek.