Herkesin kendine göre bir “Gitme” deyişi ve gene herkesin kendine göre bir gitmeyişi vardı. İkimiz de meşrebimizce yapmıştık üstümüze düşeni. Ben “Git” derken bile, “Gitme” demeyi becermiştim, o da en nihayet giderken bile aslında kalabilmeyi.
Beni istemeyenleri ben hiç istemedim. Başkaları kalbimi kıracağına, bizzat kendim parçalayıp, artık doğru vakti göstermeyen bir saat gibi cebimde taşımayı seçtim. Sevmenin ve dokunmanın ancak acı vereceğine inandım belki de. Böylece bir kirpinin hüzünlü merhametiyle kapandım içime.