Emniyet kuvvetleri suç işleyenleri toplamakla, mahkemeler bunları cezalandırmakla meşguldü. Hapishaneler tıklım tıklım doluydu. "Bir mektep açan, bir hapishane kapar" sözü, atalarla ölmüş gitmiş; şimdi bir yandan mektep yapılıyordu, bir yandan hapishane... Suçları önleyici tedbirler düşünülmüyor da, suçluları cezalandırma gaye edinildiğinden, gün geçtikçe suçluların sayısı artıyordu.
Kur'an-ı Kerim'i müdafaa edecek devlet kalmamıştı.
İslâm sarayının çatırtıları Arz'ı titretiyordu. Ve bu sarayın gölgesinde, ne yaptıklarının, ne halde olduklarının farkında olmayacak kadar gaflete gömülen bir sürü insan, hem "ben Müslümanım" diyor hem de çılgınca eğleniyorlardı. Halbuki yıkılmasına göz yumdukları İslâm sarayı, onların başına devrilecekti. Böylece hem dünyalarını hem de âhiretlerini kaybedeceklerdi.