....belki orada ikiniz birliktesiniz, iklimleri geziyorsunuz. Belki daha da yakın da; komşunun kapısında peyda olup elimi uzattığımda mırıldayan gri kedi o; belki diğer komşumun tasmasıyla dolaştırırken gördüğüm yavru köpeği o; belki birkaç ay önce meydanda neşeyle oynayıp annesini babasını peşinde koştururken gördüğüm küçük çocuk o; belki çoktan kurudu sandığım çalılarda ansızın açan çiçek o; o belki şu bulut, şu dalga, şu yağmur, şu sis. Ölmesi ya da ölüm biçimi değil mesele; inanarak ölmüş olması. Ben de gördüğüm her şeye şefkatle yaklaşıyorum, baktığım her şeyde onu görüyorum.
Kitabı, ön yargımdan dolayı hep erteledim ve bir zaman sonra, kitabın ismine kapılarak "belki hayatımın amacını anlarım" diye okumaya başladım. Keşke hiç okumasaydım. Ben nerden bilecektim bu kitabın dünyanın en hüzünlü kitaplarından biri olduğunu
Kolay okunan fantastiklerden sonra yazarı okumak biraz yordu tabi ama sindire sindire okudum. Her düşünceye, kullandığı her betimleme ve örneklemeye odaklandım. Yazarı ilk kez okuyorum dolayısıyla donanımını bilmiyorum ama karakterlerini muhteşem yaratmış ve bunun için psikoloji, felsefe, sanat hatta temel bilimlerin sihirli tozundan serpiştirmiş her birine. Ana karakterlerin haricindeki bireyleri az detaylı olmasına rağmen net bir şekilde sunmuş ve bir kitapta en sevdiğim o kalabalığı yaratmış.
Kitap dört dostun hayatlarını anlatıyor. The Up Series adında bir belgesel var, kitabı okurken hep bu kitap, belgeselin daha duygusal ve detaylı versiyonu diye düşünmüştüm. Genç yaşlarından itibaren her birinin hikayesini dinleyip, her birini ayrı ayrı içselleştirdim. Bazen nazik ve yalnız hisseden, büyüdüğünü kanıtlamak istercesine babasının övgüsünü almaya çalışan, kafası karışık Malcolm, bazen dışarıdan bencil ve dikkatsiz gibi görünen ama gerçekte dostlarını anlayıp,sessizliklerine saygılı olan, sıcacık sevgi dolu kadınlarla büyümüş JB, bazen soğuk ve sessiz ama içinden bir o kadar yumuşak ve kırılgan olan, sevgi, ilgi, empati dolu Williem ki kendisi her ne kadar mahrum büyümüş olsa da ve bazen de Jude. Başrol Jude. Sadece kendimce psikolojisini anlamaya çalışıyorum çünkü çok zor, bu durumda kalmış insanları anlamak. Jude maalesef taciz kurbanı(en hafif tabiriyle) ve yetim. Sırf insanlar ondan gitmesin diye her şeye nazikçe yaklaşan, tüm dünyası dostları olsa da bazen karanlığın zavallı kurbanı olan bir çocuk. Aşırı