Geceleri yıllardır inanmadığı bir tanrıya yalvardı; yardım et bana, yardım et bana, diye yakardı. Kendini kaybediyordu, bitmesi lazımdı bunun. Sonsuza dek kaçamayacaktı.
Bunları bir bir geride bırakacak, er ya da geç işler yoluna girecekti. Bir gün gelecek, o ayları ömrüne katıp yoğurmayı, kabullenmeyi ve geride bırakmayı öğrenecekti. Hep öğrenmişti.
.....ama elinden bir şey gelmiyordu. Hiç değilse sessiz ağlamayı öğrenmişti, öyle yaptı; sessiz ağlamanın kötü yanı ise acı vermesi, çok dikkat gerektirmesiydi ve sonunda oyuncaklarını bırakmak zorunda kaldı.
İnatçı nostaljisi onu bunaltıyor, ihtiyarlatıyorduysa da en şaşaalı yıllarının, her şeyin fosforlu kalemle çizilmiş gibi durduğu dünyanın geçmişte kaldığını hissetmekten alamıyordu kendini. Herkes çok daha eğlenceliydi o zaman. Ne olmuştu ki?
Yaş herhalde. Beraberinde de iş, para, çocuk . Ölümü geciktirecek, hayata anlam kazandıracak, huzur getirecek, bağlam ve içerik sağlayacak şeyler. Biyolojinin ve göreneklerin öncülüğünde, en aldırışsız zihinlerin bile direnemediği bir yürüyüş.