Sofrada onu dikkatle inceledim, özellikle sert tartışmalarda sandalyesine yaslanıp kendini ringden dışarı atmak istermiş gibi gerileyerek sizin sinirlendirir miyim diye endişe etmeden bana meydan okuyuşunuzu,teklifsizce uzanıp sofradan önünüze patates, kabak, et alışınız, canınızın çektiğini rahatça söyleyip elde edişinizi izlemesine baktım.
İnsanların sizi hep seveceğini varsayan çocuklardınız, bunu da kibrinizden değil, insanlar o güne kadar hep sevmiş olduğu için, karşınızdakine kibar ve sıcak davranırsanız kibarlığın ve sıcaklığın karşılık görmemesi için bir sebep aklınıza gelmediği için yapıyordunuz.
Ömrüm, diyecek içinden, ömrüm. Ama bundan ilerisini düşünemeyecek ve bu sözcüğü zikir gibi, lanet gibi, telkin gibi tekrarlarken, büyük acılarda yolu düştüğü, hiç uzakta olmadığını bildiği fakat sonrasında hiç hatırlayamadığı dünyaya dalacak: Ömrüm.