Saçlarımı arkaya attığımda bunu onlara sinyal gönderdiğimin kanıtı saydılar. Topuklarım ses çıkardığında onları çağırdığımı iddia ettiler. Kendimi odama kapattım; yine beni suçladılar. Hareketsiz kaldığımda bile, her parçamdan ayrı bir günah bulup çıkardılar. Beni büyümek isteyen her yerimden kestiler. Köküm kurudu sandım. Ama dallarım her seferinde yeniden, yeniden çıktı.
Dışım kar beyaz, ama içim parlak, ateşli bir kırmızı, kan kırmızısı. Varlığım yaşamsal sıvıyla dolu. Her ay bıkmadan usanmadan kendini sil baştan yaratıyor bedenim. Doğurmayı ben istemesem, düşünmesem, planlamasam bile bedenim bunu umursamıyor. Ben ne kadar âtıl kalırsam kalayım bedenim hiç hayal kırıklığına uğramıyor, bezmiyor, yorulmuyor; her ay kendini umutla yeniden, yeniden, yeniden hazırlıyor yeni bir yaşam yaratmaya. Her yokluk sonrası bir daha, bir daha kuruyor kendini sıfırdan. Umudu bedenimden öğrendim. Varız, demek ki yeniden var da olabiliriz.
Uzun yıllar kendimin yasını tuttum. Olabileceğim halde olmadığım insanın, yapabileceğim halde yapmadığım şeylerin yasını. Üşürken olduğu gibi, görünmeyen eller tarafından surekli engelleniyor olmak hissi, insanı yorganın altındaki huzura götüren. Kadınlar da aslında, kendi hayatlarının kontrolünü kendi ellerinde hissetmedikleri için beden ısıları erkeklerinkinden düşük. Olabileceğiniz şey olmanızı o kadar istemez ki dünya, yataktan çıkar çıkmaz hava bile saldırır size. Teninize değen, ciğerlerinize giden nefes dahi ateş gibi yakar canınızı.