"Unutmayalım ki çocuklarımız bizi doğurmadılar, hatta doğurulmayı da bizden onlar talep etmediler; onları istek ve iradeleri dışında dünyaya getiren bizleriz."
Bütün direnmelerim sonunda çok satan bu kitabı okudum :) Okuduğum ilk Livaneli kitabıydı ve neden çok sattığını bittiğinde anladım...
Kitap, benim en sevdiğim kitaplardan biri olan "Huzursuzluğun Kitabı" alıntısıyla başlıyor, ki bu bile kitabın ilgimi en baştan çekmesine sebep oldu.
İlk başta yazarın dili biraz garip geldi çünkü çoğu yerde diyalog yok. Olay örgüsü uzun uzadıya anlatılıyor karakterler tarafından ancak çoğu ne bir tırnak işareti var ne de başka bir şey. Yine de yazar okuyucuyu kitaba bağlamayı başarıyor. Hüseyin'in ve Meleknaz'ın hikayesini okuyoruz. En başından itibaren merak duygusuyla okumaya devam ediyorsunuz zaten ve kitap akıp gidiyor. Kitap zaten kısa ve çok kısa bir süre içerisinde elimden bırakamadan okudum.
Suriyeliler, mülteciler, kadınlar, Mezopotamya... Kadınların yaşadıklar zulümler, "doğru" sanılan inançlar yüzünden insanların başına gelen olaylar, islamiyetin bazı kesimler tarafından çok yanlış tanıtılması üzerine yaşananlar... ve daha nicesi. Yaşadığımız ve yaşamaya da devam ettiğimiz birçok sorun anlatılıyor ve bu açıdan da kitap beni daha da etkiledi. Ayrıca, kitap boyunca -zaten görmeyi çok istediğim- Mardin'de gibiydim. Çok güzel tasvir edilmişti. Umarım en kısa sürede Mardin'i gezme imkanım olur.
Kitabı genel olarak beğendim. Hüseyinle başlayıp Meleknazla devam eden hikaye oldukça etkileyiciydi. Okumayan kaldı mı bilmiyorum ancak okumadıysanız öneririm :)
Keyifli okumalar!