İyilik, doğası gereği sessiz, iddiasız ve savunmasızdır; kötülüğün gürültülü hırsları, bencil hesapları karşısında çoğu zaman çıplak yakalanır. Kalbini incitmekten korkarak yaşayanlar, vicdanını rehber edinenler, sanki bu hoyrat dünyaya ait değilmiş gibi erkenden göçüp giderler ya da kendi iç dünyalarının, kendi erdemlerinin mahkumu olurlar. İyilik yapmak, bazen bu bencil düzende kendi ellerinle kendine biçtiğin bir ceza gibidir. Dünya, kendi çıkarları için çarpışanların sahnesiyken; başkalarının yarasını sarmaya çalışanlar ya haksızlığın parmaklıkları ardında ya da anlaşılamamanın derin yalnızlığında mahkumiyete terk edilir. Yine de, her şeye rağmen, arkalarında bıraktıkları o solmayan çiçek kokusu, dünyayı tamamen karanlığa gömülmekten kurtaran tek şeydir.