Bazen düşünüyorum; hayat sandığımız kadar keskin değil.
Eskiden her şeyi ayırmaya çalışırdım: doğru–yanlış, iyi–kötü, kalmalı–gitmeli… Sanki dünya, birbirine değmeyen kesin sınırlarla kurulmuş gibiydi. Oysa zamanla fark ediyorum ki, insan çoğu zaman bu sınırların arasında, adı konmamış bölgelerde yaşıyor.
Kendimi uzun süre iki ayrı kıyı arasında kalmış bir sandal gibi hissettim. Ne bütünüyle bir tarafa yanaşabildim ne de diğerine ait olabildim. Uzaktan bakıldığında sakin görünen suyun ortasında anlıyorsun: Akıntılar tek bir yönü işaret etmez. Ve insan, çoğu zaman seçemediği için değil, tek bir yönle açıklanamadığı için ortada kalır.
Bir zamanlar sanki insanın mutlaka bir limanı olmalıydı; ait olduğu yer belli olmalıydı. Şimdi ise başka bir ihtimali düşünüyorum: Belki de mesele bir yere varmak değil, o hareketin içinde dengede kalabilmektir. Çünkü bazı yolculukların varacağı tek bir yer yoktur.
İnsan, içinde bulunduğu dünyaya bütünüyle benzemez; karşısında durduğunu sandığı şeyden de tamamen kopamaz. Bu aradalık, bir kararsızlık değil; tek bir tanıma sığmayan bir varoluş biçimi olabilir. Yüzeyde kalmak, göründüğünden daha zor bir beceridir; çünkü insan bazen en çok batmadan kalmaya çalışırken kendisi olur.
Artık hayatımda " S̶i̶y̶a̶h̶ ve b̶e̶y̶a̶z̶" kesinliği yok; 🅶🆁🅸lrin çoğulluğu var. Ve belki de en sahici karşılaşmalar tam orada gerçekleşiyor. Ne tamamen haklısın ne bütünüyle haksız. Ne tam güçlü ne de bütünüyle kırık… Ama bütün bu eksik tanımlarla birlikte, gerçeksin.
Eskiden belirsizlik beni rahatsız ederdi. Her şeyin bir adı, bir yeri olsun isterdim. Şimdi ise bazı şeylerin yerinin olmamasını kabulleniyorum. Belki de her duygu tanımlanmak zorunda değildir. Bazı hisler vardır ki, açıklanmaya direnir; sadece yaşanır.
İnsan bazen kendi farkındalığını bile
- “İlahiliğin sana nasıl hissettiriyor?”
…
+ “Deniz kabuğu”
- “İstiridye gibi yoksa helezon kabuk mu?”
+ “helezon”
- “peki kabuğunun içinde ne var salyangoz mu?”
+ “hiç” dedim “hava.”
- “ aynı şey değil. Hiç boş boşluktur havsa başka her şeyi doldurur. Nefestir, yaşamdır candır, konuştuğumuz sözlerdir.”