Spinoza da İbn Rüşd gibi, filozoflarla halkın, felsefeyle dinin bir arada, barış içinde yaşayabileceklerine inanmaktadır. Spinoza'ya göre Kutsal Kitap'ın bir fizik veya metafizik olmadığı,
İbn Rüşd'e gelince, o da kaynakları aynı şey olan vahiy ve felsefenin (Vahyin kaynağı Tanrı'dır, felsefeninse akıl. Ancak akıl da Tanrı'dan çıkmıştır. Dolayısıyla vahiy ve felsefe aynı kaynaktan çıkmışlardır) birbirlerine aykırı şeyler olmadıkları, tam tersine birbirlerine uygun düşen, biri diğerini teyit eden, destekleyen iki dost, iki "sütkardeş" oldukları görüşündedir.
Peygamberler insanların gelecek bir hayata olan inançlarını tesis etmek zorundadırlar. Ama bu da onların anlayışlarına uygun düşecek, ruhlarını tatmin edecek, onlar üzerine etkide bulunabilecek bir biçimde olmalıdır. Bunun için peygamber. ler onların hayal güçlerine hitap ederek kendilerini öteki dün. yada bekleyen cennet ve cehennemi, yani mutluluk ve azabı, bu dünyada onlardan anladıkları şekilde tasvir edeceklerdir. Bu dünyada insanların çoğunluğunun mutluluk ve azaptan anladıkları bedensel, duyusal hazlar ve acılar olduğuna göre, peygamberler bunların gerçek, tinsel mahiyetlerini açıklama yacaklar, sadece gerektiğinde, felsefi araştırmalara yetenekli olan insanları uyarmak üzere, onların anlayabileceği bir şe kilde ve ölçüde birtakım hafif imalarda bulunabileceklerdir.
Gerçekten de İbn Sina'ya göre bir dinin felsefeye veya diğer bir dine üstünlüğü, bu sözü edilen konular hakkındaki doğruları halkın daha iyi anlayabileceği ve daha iyi itaat ede. bileceği bir tarzda başarılı olarak anlatmasında yatar gibidir.