Günlük yaşamımızda karşılaştığımız bin bir kişinin karşısına bin bir farklı yüzümüzle çıkmamızı T.S. Eliot "Karşılaştığın yüzleri karşılayacak bir yüzü hazırlamak" diye anlatır.
Başkasını düşmanlaştırmak için kullandığımız tarihi olayları kutlayacağımıza unutabilsek, daha sağlıklı insanlar olabiliriz. Düşmanlığı yaşatmak korkuyu da yaşatıyor. Ben o kişiye düşman diye bakıyorsam, ondan azıcık da korkuyorum demektir; bana kötülük yapacak demektir. Bana kötülük yapacak diye bakıyorsam da benim daha güçlü olmam lazımdır. Niçin daha güçlü olacağım? Ondan korktuğum için. Korkuyla, korku üzerine kurulan tarih ancak bir zavallılığın ifadesi olabilir.
Ya da bir ülkenin diktatõrü eziyet ediyor. Kızıyorum. Diktatör beni kızdırdığının farkında değil. Beni ne kadar kızdırırsa, beni kızdırmasına ne kadar müsaade edersem, ona olmayan bir güç vermiş oluyor, hepsinden önemlisi onu alt etme gücümü eksiltmiş oluyorum. Kendimizi diktatöre karşı zihnen koruyabilmemiz, onu sivrisinek kadar önemsizleştirmekten, Şarlo'nun Hitler'e yaptığı gibi onu karikatürleştirmekten geçiyor. Oysa adamın ekranda kükremesine öfkelenip küfrederken asıl karikatürleşen biziz. Epiktetus, ne olduğu değil, senin tepkindir önemli olan der.
Dünya ağırsıklet boks şampiyonu Muhammed Ali'yi Harvard'lı öğrenciler mezuniyet konuşmasına davet ediyorlar Konuşması bitiyor. Öğrenciler "Șiir şiir!" diye tempo tutuyor. Akıllarında, Ali'nin meşhur "Kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım," sözleri. Hemen șiir yazıyor. Belki dünyanın en kısa şiiri." "I/We", "Ben/Biz."
Ben olma pahasına biz olmayı unuttuk. Rönesans'la, Aydınlanma'yla, bilimin Tanrı'dan ayrılmasıyla, 1600'lerde ben olmayı keşfettik. Her şeyi sorgulayabilirken kellelerin eskisi gibi uçmayacağı günlere yol alındı. Ve işte o "ben" alıp başını gitti. Tanrı'sından kopan insan haddini bilmeyi unuttu. Onu sarıp sarmalayan kapitalizmin, "ben"i tüketici yapmasıyla da öyle bir şımardık ki, "Her şey olabilirim, her şey hakkım" diyerek "biz"i unuttuk. Ailesi zengin olan hazıra konarken, sınıf atlayamayanları nedenlerini kendilerinde aramaları buyuruldu. Zeka testleri, sınavlar gibi sözde nesnel ölçütlerle suratlarına kapılar kapananlara aşağılık kompleksleri şırıngalandı, özgüvenler yitirildi.