ormanın içindeki eski evlerinde
ruhları vardı.
insanlara benzerlerdi
dışardan bakınca.
yalnızca taş sanırsın,
oysa her duvarında
birinin yarım bıraktığı
bir cümle yaşardı.
yanıbaşındaki şelale
yıllardır aynı yere düşerken
su, sabırla taşı oyuyordur.
bazı insanların
birbirini fark ettirmeden tüketmesi gibi.
evin çatısı çoktan çökmüş,
ay ışığı, içeride büyüyen otların
üstüne seriliyordu.
bir zamanlar şömine olan yerde
şimdi yalnızca rüzgâr oturuyordu.
duvarlarda
yankılan seslerin,
çarpan bedenlerin izi vardı.
aşkı hızla sürüp gelenler
kendi karanlığını bırakıp gitmişti.
kimi
“iyileştiririm seni” derken
en büyük kırığı açmıştır taşların içine.
şelale konuşmaz oldu bir gün.