SPOİLER OLACAKTIR
“Uçur kellesini.”
“Fakat ümit etmek olanaksızı olanaklı kılmanın bir yolu değil midir?”
İçerdiği temalar: kader ve kaçınılmaz son, imkansız aşk, büyülü diyar, peri masalı havası.
Öncelikle nereden başlasam bilemiyorum ancak bu kitabın kalbinizi kıracağını belirtmek isterim…kitap en başından beri bir Marissa Meyer kitabıydı. Diğer serilerini de okumuş biri olarak bu yazarın sihirli bir kalemi olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Masallardan, efsanelerden ve birazda kırık kalplerden hoşlanan herkes bu kitabı sevecektir.
Başları anlatımıyla ve ana karakteriyle beni içine çekti. Masalsı cümleleri ve evreni vardı. (zaten hepimizin bildiği harikalar diyarı) Catherine en başından beri sevdiğim bir karakter oldu ancak sonlara doğru… 180 derece dönüştü resmen. Okurken hep bu kızcağız nasıl o zalim kupa kraliçesi olacak diyordum ve gerçekten zalim, acımasız bir şeye dönüştü. Fakat bu noktada birkaç eleştirim olacak: Karakterin kötü olma süreci aceleye getirilmiş bence. Kitaptaki 200-350 sayfa arası biraz daha kısa tutulup sonu daha da uzatılabilirdi, bu şekilde ‘nasıl yani?’ Oldum. Bence o intikam hırsı ve gözün kararması fikri kurguya tam olarak yedirilmemiş. Bir diğer eleştirim ise Cath’in Mary Ann’e olan saçma davranışları olacak! Kızı her şey için sorumlu tuttu, hatta bir ara Jest’in ölümi için bile suçladı. Halbuki bütün seçimleri yapan oydu. Geri dönüp arkadaşını kurtarmayı seçen o iken nasıl onu suçlayabilir? Bu beni rahatsız etti.
Kitabın dediğim gibi başları çok akıcıydı ancak ortalarında birazcık sıkıldığımı söyleyebilirim. Belki de yemek yapmak çok benlik bir şey olmadığı için sıkılmış olabilirim çünkü ana karakter sürekli tatlılardan bahsediyordu ve beni bunaltan şey bu oldu. Ancak Jest ve Catherine arasındaki dinamik muhteşemdi. Konuşmaları ve