Betül, kendini derin bir çukurun dibinde bulmuş gibi hissediyor. Her yanı karanlık, sessizlik hâkim; dip, sanki son nokta gibi. Ama önce bunu kabul ediyor; dibin varlığını, soğuk ve sıkışmış hissini olduğu gibi fark ediyor. Kabullenmek, durup nefes almak gibi… Sonra fark ediyor ki, dipte olmak son değil; dibin farkında olmak, yukarı çıkmak için ilk adım. Her derin nefes, onu yüzeye biraz daha yaklaştırıyor. Artık dibin ötesi yok; yalnızca yükselmek var, ışığa doğru, özgürlüğe doğru…
Ben Hayri İrdal. Hayatım boyunca hep saatlerle, zamanla ve onun insana yüklediği düzenle uğraştım. Çocukluğumdan itibaren çevremdeki insanların hayalleri, beklentileri ve kurdukları dünyalar arasında sıkışıp kaldım. Sonra bir gün tanıştım: Halit Ayarcı. Onunla birlikte Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurduk. Zamanı ölçmek, düzenlemek bahaneydi belki… ama aslında biz, insanın hayata, düzene ve topluma nasıl uyum sağlamaya çalıştığının hikâyesini yazıyorduk.
Benim hikâyem, absürtlüklerle dolu bir dünyanın içinde zamanın aslında kimin lehine işlediğini sorgulatacak. Okudukça göreceksiniz: Gerçekten zamanı biz mi yönetiyoruz, yoksa zaman mı bizi yönetiyor?