Bu mağazalardan birinin vitrininde bir sürü kitap görünce insanların kitapları okumak zorunda olduğunu hatırladım. Oturup bütün kelimeleri arka arkaya okumaları gerekiyor. Ve bu da zaman alıyor. Çok
Sonradan kavrayacağım üzere, burası başka şeylerin içine sarılmış şeyler gezegeniydi. Ambalajların içinde yiyecekler. Kıyafetlerin içinde bedenler. Gülüşlerin içinde hakaretler. Her şey başka şeylerin içine gizlenmişti.
Kalbimin derinliklerine baktım. Duygularımı ve düşüncelerimi yoklayınca aralarında hayal gücümün sınırsız ve yolsuz boşluğunda özgürce dolaşanları sert bir şekilde çekip sağduyumun güvenli yuvasına sokmaya çabaladım. Kendi kendimi muhakeme ettim. Ve belleğim dün geceden beri beslediğim ümitlere kapıldığım duygulara geçtiğimiz on beş gün boyunca nasıl bir zihinsel durumda bulunduğuma tanıklık etti. Mantığım bir adım öne çıktı ve o kendisine has sessiz tavrıyla benim gerçeği yok sayıp hayal ettiğim bir şeyin peşinden gittiğime dair sade abartısız bir hikaye anlattı. Şöyle bir kanıya vardım: Bu dünyaya Jane Eyredan daha büyük bir aptal gelmemiştir. Kendi tatlı yalanlarına inanıp zehri tıpkı bir şerbetmiş gibi kana kana içen böylesi bir aptal daha önce görülmemiştir.
"Bu cevabınız doğru olmasa da sizi tebrik ederim. Hem konuşmanızın özü hem de bunu söyleme tarzınızdan ötürü. Çünkü tavrınız dürüst ve candandı. Artık buna pek sık rastlanılmıyor. Tam aksine insan ne zaman açıkça konuşsa gösteriş ve soğuklukla karşılaşıyor. Ya da aptal ve kalın kafalı kimseler içtenliğini hemen yanlış anlıyor."