Ölümleri bütün ülkeyi meşgul eden başbakanların, ünlü zenginlerin ve şarkıcıların cenazelerinden hemen önce, kapıyı çalıp "Geçiyordum, bir uğradım," diyen davetsiz misafirlere annem hiç nezaketsizlik etmez, ama arkalarından "Bizi görmeye değil, cenaze seyretmeye gelmiş," diyerek, törenin ölümden ibret alınsın ya da ölen kişiye son bir saygı gösterilsin diye değil, seyir zevki ve merasim keyfi için yapıldığını bize hissettirirdi.
Aşk sohbetinden sonra on sekiz yaşındaki güzel kızını bana tanıştıran bir anneyle, kızını sürekli siyaset yüzünden "boykot" yapılan Türk üniversiteleri yerine nerede okutabileceğini konuştuk.
"Bana yalan söylediğinden eminim," dedi Füsun.
"Bana olan saygın çoktan tükendi."
"Bana yalan söylemeni isterdim aslında... Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler."
"Hazreti İbrahim, koyunun oğlunun yerini alacağını başta tabii bilmiyor," dedim. "Ama Allah'a o kadar inanıyor ve onu o kadar çok seviyor ki, sonunda kendisine Allah'tan hiçbir kötülük gelmeyeceğini hissediyor... Birisini çok çok seversek, onun için en kıymetli şeyimizi verirsek, ondan bize bir kötülük gelmeyeceğini biliriz.. Kurban budur. Sen hayatta en çok kimi seviyorsun?"