"Bu güç ifrit veya benzeri bir şey mi?"
"Tabiatüstü değil. Tabii ve tabiatüstü diye bir şey yok. İlmi ve ilimdışı var."
"Peki nasıl açıklayacağız efendim?"
"Açıklamayacağız. Bir kahin yahut şarlatan olsaydı hemen açıklardı. Böylece belki bir din kurar ve kim bilir, o canavara tapınırdık. Bu yüzden sebepleri üzerinde düşünüp hurafe üretmeyeceğiz."
Var kalmayı hür kalmaya tercih ettiklerinden ruhları, içinde dişlilerin tıkırdadığı bir hesap makinesinden farksız zihinlerinde hapisti. Yaşamak ve bu uğurda gerekirse öldürmek için zihinleri seyir, atış, denge ve mevki hesapları yaparken, esaret altındaki ruhları o sırada bazen abes bir türkü yakar, yersiz bir şiir mırıldanır, kağıda anlamsız çiçekler karalar, böylece hürriyet hasretini az da olsa giderirdi.
Allah için, mürettabatın dini bütün olan neredeyse tamamı, ölümden sonra dirilişe ve meleklere kamilen iman ettiklerinden, yani inanılması en zor ve hatta imkansız şeylere bir kez inandıklarından, tabiatüstü görünen diğer şeyleri, mesela altın sandığın demire dönüşmesini ve içinden çıkan canavarı alelade sayıp hayatın ve hayatlarının olağan akışı içine zaten yerleştirmişlerdi. Çünkü hem imanları hem de batıl itikatları gayet sağlamdı.