"Hiçbir şey zekâyı tutkulu bir şüphe kadar keskinlestiremez, hiçbir şey henüz olgunlaşmamış bir zihnin olanaklarını karanlığa uzanan bir iz kadar geliştiremez."
"Fakat şehirli insan bir mahpustu. Onun bir yerde sürekli kalmak zorunda oluşu herşeyi çürütüyor ve -dün, bugün, yarını- zamanın gayesi haline getiriyordu. Şehirler bozulma yerleriydi. Şapşallık ve tembellik onların duvarları arasına gizlenmiş, insanın uyanık ve tetikte oluşunu köreltmek için hazır bekliyorlardı."