Bulgakov’un romanı bana şunu düşündürdü: kötülük dışarıdan gelen bir güç değil, insanın içinden doğuyor. Woland ve ekibi aslında bir ayna; insanların açgözlülüğünü, zaaflarını ve ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarıyor.
Margarita’nın aşkı bana çok güçlü gelmedi; belki de Bulgakov’un asıl derdi aşkı yüceltmek değil, insanın kendi sorumluluğundan kaçışını göstermekti. Pontius Pilatus’un korkudan verdiği yanlış karar ile Sovyetler’deki yozlaşma arasında kurduğu paralellik ise gerçekten zekice.
Sonunda Usta ve Margarita’nın huzura kavuşması, bana “kirlenmiş bir dünyada temiz kalabilmenin ödülü” gibi geldi.Herkese tavsiye edebileceğim bir roman değil ama benim için 10 üzerinden 9.5