Gereği gibi anlaşılmamak galiba üstün zekânın ezeli nasibi. Üstad'ın yaşadığı yalnızlık, anlaşılmamaktan çektiği ıstırap, yalnız kişisel bir ıstırap hüviyetinde değildi kuşkusuz. Davasının anlaşılmaması ile iç içe olan bir ıstıraptı. Onun için sık sık söylerdi:
"Biz davamızı Patagonia'da anlatsak daha büyük alaka bulabilirdik. Çünkü herkes, yeni bir şey duyuyor olarak kulak verirdi bize. Oysa burada bizi 'biliyorum' zannıyla peşin fikirle, bir başka şeye irca ediyorlar."
Asla iktidarın bir sesi ve kalemi gibi davranmadı, bir fikir hareketinin en önde gelen sorumlusu hüviyetiyle ilişkilerini sürdürdü. İki ayrı kuvvetin, şartlar gereği zaman zaman bir araya gelip görüşmelerde, bazı mukavelelerde bulunması biçimindeydi bu ilişki.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli!
Bu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli
Mehmet Âkif Ersoy