"Ölmeyi öğrenen kişi, kölelik nedir bilmez. Her türlü zorbalığın üstündedir, dışında kalmıştır kesinlikle. Onun gözünde hapishanenin, bekçilerin, kilitlerin ne önemi var? Onun hep açık olan bir kapısı vardır. Bizi sımsıkı bağlayan tek zincir, yaşam sevgisidir; bu sevgiyi toptan söküp atmamalı içimizden. Ama öylesine azaltmalı ki, durum gerektirdiği zaman bizi hiçbir şey tutmasın, günün birinde yapmamız gereken şeyi yapmamıza engel olmasın."
Yaşamımızın hiçbir parçası bizim olmadı,geçti, kayıp gitti ellerimizden."İyi mi yaşadım?" diye soran yok, "Ne kadar yaşadım?" diye bakıyor herkes. Oysa iyi yaşamak herkesin elinde olabilir ama uzun yaşamak kimsenin elinde değildir!
"Felsefe, halka yönelik bir zanaat değildir. Gösteri için hazırlanmamıştır. Sözlere değil, eyleme önem verir. İnsanın, gününü bir eğlence ile geçirsin, boş vakitlerini can sıkıntısından kurtarsın diye değildir felsefeye başvurması. Felsefe, ruhu bir kalıba döker, işler; yaşamı düzenler, eylemleri doğru yola koyar; yapılacak yapılmayacak işleri gösterir. O olmadan hiç kimse korkusuz, güven içinde yaşayamaz.'
"Bilgili bir insan için kollarını geliştirmek, işletmek, boynunu genişletmek akılsızca ve yakışıksız bir uğraşıdır. Bedenin semirse, adelelerin gelişse, besili bir öküzün gücüne de, ağırlığına da erişemessin. Bir de şunu ekle: Ruh, bedenin ağırlığı altında ezildiği için daha az çevik olur. Bu yüzden elinden geldiğince bedenini sınırla, ruhunun kapsamınıda genişlet."