Dünyadaki evliliklerin küçük bir kısmı, zorla yaptırılan evliliklerdi. Geri kalan çok büyük bir kısmı ise birbirlerini sevdiklerini sanan insanların yaptıklarıydı. Daha doğrusu seveceği insanı bulamadığında korkudan bulduğu insanı sevmeye çalışanlar. Hoşlanma hissini aşk sananlar. Her taraf bu tarz çiftlerle doluydu. Acaba yer yüzünde gerçekten aşık olup beraber olabilen kaç kişi vardı?
Zira etrafındaki insanların birtakım duygu yanılsamalarını aşk olarak görmesi, midesinde her zaman garip bir sancı oluştururdu. Onların yaşadığı aşk falan değildi. Yaşadıklarının ne olduğu umrunda da değildi. Adam için aşk acayip bir şeydi, içtikçe susatan, yedikçe acıktıran, tükettikçe yaratmasına neden olan yeryüzündeki en paradoksal süreçti. Kesinlikle bir keyif hali değildi yani. Acı ile zevkin garip bir karışımı söz konusuydu.
“Montaigne’in çok sevdiğim bir sözü vardır.” demişti kız “Ezberlemek ihanettir” diye. İşte bu yüzden tıp fakültesini bıraktım. Beynime ihanet etmemek için.