Sır, âşığın kalbindedir; o, bunu biliyor. Ne var ki, sırrın kendine tevdi edilmiş bir emanet olduğunun fazlaca farkında ve bilincinde değildir. Kendisine emanet olarak tevdi edilmiş olan sırrın bir başkasına ifşa edilmemesi gerektiğini düşünemiyor. Veya öyle haller oluyor ki, âşık durumu bile bile sırrını ifşa etmekten kaçınamıyor. Sırrı ifşa etmemesi gerekirken ifşa ediveriyor. Bu da onun hüsranına yol açıyor: sevgili diye bilinenin, aslında sevgili değil, fakat hain olduğu ortaya çıkıyor.
Yoksa aşk zaten vuslatsız bir gerçeklik midir? Vuslat sanılan şey daima bir aldatmaca mıdır ve onun gerçekleşmesi diye bir olgu yok mudur? Ve ilahî aşka tam da bu noktadan mı bir geçit elde edilmektedir?
Ya Rabbî, Efendimiz Muhammed (s.a.v.)'in Senin katındaki makamı ve kıymeti hürmetine, O'na olan muhabbetin ve O'nun Sana olan muhabbeti hürmetine,Seninle Onun arasındaki sır hürmetine; O'na, âline ve ashâbına salât ve selam eyle.