Rivayete göre Şeytan ilkin Âdem'e müracaat eder; onu kandıramayınca Havva'ya döner. Yasak meyveyi ilkin Havva yer ve Âdem'i de o meyveden yemesi için teşvik ve tahrik eder. Âdem de böylece o meyvenin tadına bakar. Âdem, Allah tarafından itap edildikten sonra bile Havva'ya dönüp: "Bu işler senin yüzünden başımıza geldi." tarizinde bulunmaz. Ona kızmaz, suçlamaz, kınamaz. Hiçbir şey söylemez. Sadece kendi fiili üzerine yönelir ve Allah'tan bağışlanma diler. Bağışlanmayı dilerken de gene Havva'yı işin içine katmaz. "Senin adına yalan yere yemin edileceğini bilmiyordum" der, çünkü Şeytan, Allah adına yemin ederek Havva'yı ve Âdem'i yasak yemişe yaklaşmaya ikna etmeyi başarmıştı.
Sahip olamamak, uzakta kalmak, kalbin ve yüreğin ateşiyle yanmaktır aşkı diri ve ebedi kılan. Bu yanış olmasaydı, geride anlatılmaya değmez sıradan, alelade bir ilişki türü kalırdı belki, ama bu, asla ölümsüz bir aşkın öyküsü olmazdı.
Çocuklarımıza Hâle ismini koyarız. Güzel ama ayın etrafındaki parlaklık gibi bir mana veriyoruz genellikle. Efendimizin baldızı ve üvey oğlu Hâle'dir. Bu yakınlık yetmez mi? Hatta baldızı Hâle bin Hüveylid, Hz. Hatice göçtükten sonra bir gün hane-i saadete gelirken sesleniyor. Sesleri çok benziyormuş Hatice validemiz ile. Efendimiz (sav) yerinden fırlıyor, kalkıyor. "Bu Hüveylid kızı Hâle'dir.." diyor. Koşa koşa gidiyor. Böyle bir muhabbet. Hâle ismini verenler, kardeşlerimiz ve taşıyanlar bilsinler ki, hem Efendimiz (sav) baldızıdır hem üvey oğludur. İkisi de ashaptandır. Madem kğ o isimleri taşıyorlar, onu da bilsinler.