Kraliçe Asiye aldırmazdı bunlara. Yaşlanmaya, güçten düşmeye, hayatta yenilgilerin de olduğuna, kaybedişlere, kusurlara, kederlere alışmış bu kadının hiç mi tutulmazdı güneşleri? Hep böyle soğukkanlılıkla mı taşımıştı ikinciliği, ikincilliği? Hiç de yük değilmiş gibiydi onun için dikkat çekememek, yeterince görülmemek... Bu yüzden mi mutlu olabiliyordu ufacık şeylerle?
Hoş geldin yeni heyecan.
Hoş geldin yeleleri bahar rüzgarında uçuşan özgürlüğüm.
Dünyanın bütün kelebekleri kanat çırpıyorlar bak, sen geldin diye.
Hoş geldin nehirlerden çıkanım.
Çok yollar gezmişşm, çok sular görmüşüm diyen dünyanın en genç kaptanı, hoş geldin... Dünyanın en küçük gemisiyle kıyıcığıma yanaşanım, hoş geldin...
Her şey çift yaratılmıştır.
Ruh ve ten, cisimle gölge, vuslat ve ayrılık, kardeşle kardeş, arkadaşla arkadaş, yel ile ateş, su ile alev... Kaderle kader... Birbirinden tam anlamıyla bağımsız hiçbir şey işlemez yerle gök arasında. Sultanla köle, gündüzle gece, bekçi ile hırsız, kundakla tabut, gelenlerle gidenler, iyiliklerle kötülükler, söylenmişlerle söylenecekler... Bir ahenk içinde dönerler. Her şeyin sırrı: Bir varmış, bir yokmuş...