-Ah, insan öyle fani ki, yaşadığından gerçekten emin olduğu bu dünyada bile, varlığının tek bir gerçek iz bıraktığı bu dünyada bile, sevdiklerinin ruhunda ve hatıralarında o da sönüp kaybolacak, hem de çok çabuk!
"Siz insanlar," dedim. "bir şey hakkında konuşurken, hemen şöyle söylemek zorunda hissediyorsunuz kendinizi: 'Bu aptalca, bu akıllıca, bu iyi, bu kötü!' Bütün bunların ne anlamı var? Sırf bunları söylemek için mi bir olayın içyüzünü araştırıyorsunuz? Onun niçin olduğu niçin olması gerektiği şeklinde sebepleri kesinlikle açıklayabiliyor musunuz? Böyle yapsanız, yargılarınızda bu kadar aceleci olmazdınız."
"Keşke insan her gün kendisine şunları söylese:" dedim "arkadaşların için tek yapabileceğin, onların mutluluklarını bozmamak, mutluluklarını paylaşarak artırmak. Ruhları endişe verici bir tutkunun altında ezilip kederle mahvolurken, onları biraz olsun avutabiliyor muyum?
Hayatının baharında toprağa verdiğin o insan, korkunç bir ölümcül hastalığa yakalanır, acınası bir bitkinlikle yatağında yatar, boş boş gökyüzüne bakar, solgun alnında ecel terleri birikir ve sen servetinin onu kurtaramayacağına dair o en derin teessürle hiçbir çabanın son yolculuğuna hazırlanan o cana bir nebze kuvvet veya bir cesaret kıvılcımı veremeyeceği düşüncesinin verdiği korkuyla kalakalırsın."
"Dışa vurduğu ufak sevinçleri elinden almak için," dedim, "bir insana baskı yapanlara yazıklar olsun. Ne dünyanın tüm armağanları, ne de tüm lütufları, başımızdaki despotun kıskanç sıkıntısının bize zehir ettiği bir anlık neşenin yerini tutar."