VejetaryenHan Kang
Vejetaryen- Han Kang
Kitap, Yonğhe’nin gördüğü bir rüya sonrası aniden vejetaryen olmaya karar vermesiyle başlıyor. Bu ani kararın ve peşinden gelişen olayları üç farklı bölümde, üç farklı karakterin gözünden okuyoruz. Her bölüm, Yonğhe’nin hayatının ve ruhunun bambaşka kırılma noktalarını önümüze seriyor. İlk başta bu kararın arkasındaki sebepleri anlamaya çalışırken, sonraki bölümlerde bir zincirleme reaksiyon gibi büyüyen sarsıcı sonuçlara şahit oluyoruz.
Han Kang’ın kurduğu dil ve konuyu ele alma biçimi beni gerçekten büyüledi. Kitap boyunca Yonğhe’nin sessiz çığlığına ne kadar üzüldüysem, ablasının o omuzlarındaki ağır yüke de bir o kadar kahroldum. Bazı anlarda sayfaları kapatıp, dakikalarca boş duvara bakma ihtiyacı hissettim; öyle yoğun bir atmosferi var.
Okumadan önce bu kadar derin bir iz bırakacağını tahmin etmemiştim. Kesinlikle bu yılın favori kitapları arasında yerini aldı. Puanım 10/10.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
#k:6674j Jean Teule
Bu kitabı okurken bana Addams Ailesinin 2. filmini hatırlattı. Filmde aileye yeni bir çocuk katılıyor ve o çocukta aynı Alan gibi, neşeli. Ve kitabın bir filmi çekilse Addams Ailesi gibi bir film olurdu.
Kitaba hiçbir beklentim olmadan başladım. Kitabın ismine bakınca melankolik bir kurgu okuyacakmış gibi geliyor ama kesinlikle öyle değil, hatta bazı bölümler insanı hüzünlendiren yerleri yok denecek kadar az.
Kitapta 4 karakter var; anne Lucrèce, baba Mishima, ailenin büyük çocuğu Vincent, ortanca çocuk Marilyn ve ailenin küçük çocuğu Alan.
Bu dükkan aileye miras olarak kalıyor. Dükkanda, insanların intihar etmesine yardımcı olabilecek eşyalar satılıyor. Tabii Alan'nın büyümesi ile bazı şeyler değişmeye başlıyor.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar
Şermin Yaşar'dan okuduğum ilk kitaptı ve bayıldım, Şubat ayımın favorisi oldu. Kitabı okurken çok ağladım, bazen gözyaşlarımdan dolayı okuyamadım
Kitabımızda iki anlatıcımız var, birisi Meltem diğeride Selime Teyze. Bu ikilinin yolları, Meltem'in bir arkadaşıyla, arkadaşının köyüne gidince kesişiyor. İlk başta havadan sudan konuşurken, konu ikilinin hayatlarına geliyor. Bir bölüm Meltem'in anlatısını okurken diğer bölümde Selime Teyze'nin anlatısını okuyoruz. İki karakterininde yaraları var ve biz bu ikilinin yaralarını ve derman bulma yolculuğunu okuyoruz.
Yazarın anlatımı sade, okuyucu yormuyor. Kitaba başlayınca elinden bırakmak istemiyorsun, bir an önce sonuca ulaşmak istiyorsun. Tek bir eleştirim olabilir, o da sonuyla ilgili, ama söylersem spoiler olabileceği için söylemiyorum. Ama kitap o kadar güzeldi ki puan kırmak istemiyorum, o yüzden puanım 10/10
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez
Kitap, herkesin bildiği bir cinayeti anlatıyor. Santiago Nasar, ikiz kardeşler olan Pedro ve Pablo tarafından öldürülür. Kitap boyunca Pedro ve Pablo'nun bu cinayeti işlemelerinin motivasyonunu okuyoruz.
Aslında kitap boyunca Pedro ve Pablo'nun katil olmamak için büyük bir çaba verdiğini görüyoruz, cinayeti işleyeceklerini herkes biliyordu. Ama kimse onların cinayeti işleyeceklerine ihtimal vermemişti, onların öylesine söylediklerini düşünüyordu. Kimse onları durdurmaya çalışmadı, asıl katil ne Pedro'ydu ne de Pablo'ydu, sistemin kendisiydi. Angelo'yu (belki de) yalana iten sistemdi, Pedro ve Pablo'yu katil yapan sistemdi, herkesi susturan sistemdi. Kitabı ataerkil sistemin bir sonucu olan olaylar dizisi olarak yorumlayabiliriz. Kitabı genel olarak beğendim, bazen sıkıldığım ve okumayı bırakmak istediğim yerler oldu.
Dansa DavetJean Teule
"Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?"
Kitap, gerçek hayatta yaşanmış olan bir fenomeni ele alıyor. Bu fenomenin neden olduğu hâlâ tartışmalı bir konu.
Kitap, Enneline karakterinin anlatımıyla başlıyor. Kitapta da bu fenomenin neden olduğunu yazar açıklamıyor. Yazar sadece bize o zamandan bir kesit sunuyor. Bence bu fenomen, yoksul halkın yardım çığlıklarıydı, kendilerini duyurma isteği. Veya yaşanılan olayları kaldıramadıkları için kaçtıkları bir rahatlama ritüeli. Bu fenomen belirti vermişti aslında, ama ne güvendikleri din adamları ne de devlet, onlar görmemezlikten geldiler. Olay büyüyünce de din adamları çıkıp "Bu şeytanın işi!" diyip işin içinden sıyrıldılar. Olan yine halka oldu, her zamanki gibi. Bu kitap hakkında başka ne söyleyebilirim, bilmiyorum. Kitabı okurkende, bitirdikten sonra da, hâlâ göğsümde bir ağrı var. Kelimelerimi toparlamakta zorlandım biraz, doğru kelimeleri bulmak zor oldu. Yorumuma bir alıntı ekleyerek sonlandırıyorum.
"Schlof, Kindele, schlof!
Uyu, minik yavru, uyu!
Baban çobanlık ediyor,
Annen ağacı silkeliyor,
Bir rüya düşecek ağaçtan,
Uyu minik yavru uyu!..."