Var Olduğun Gün kitabının konusunu basitçe özetlemek gerekirse (ki aslında hiç basit bir konusu yok) çevre sorunları ve kontrolsüz nüfus artışından kaynaklı devletler uluslararası bir anlaşmaya varıyor ve insanları bir haftada sadece bir gün yaşamaya mahkum ediyor.
Ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz. Bir haftayı bir gün, bir ayı ise yalnızca 4 gün yaşıyorsunuz. Harika bir konu fakat sadece bununla sınırlı değil. Mesela herkes mi böyle yaşıyor? Hayır, bazı durumlardaki insanlar bu durumdan muaf tutuluyor. Mesela 17 yaş altındaki çocuklar, hamileler, belli bir yaş altındaki çocuğa bakma mecburiyetindeki ebebeynler ve çevre parasını ödeyebilen 365'liler.
Ana karakter Ullim, bir çarşambacı yani bir tek çarşamba günü kendi bedeninde yaşayabiliyor. Ve bedendaşlarınız size bazen problemler çıkarabiliyor. Mesela eğer bedenleri değiştirmeden önce alkol alırsa, bedeni devraldığınızda siz de sarhoş oluyorsunuz. Ya da o bedeni vermeden önce neredeyse siz de orada uyanıyorsunuz. Ullim'in salı bedendaşı Kang Jina da Ullim'le pek iyi geçinemiyor ve sonra belli sebeplerden ötürü Ullim'e akıl almayacak bir şey yapıyor. Hikaye de buradan başlıyor. Eğer okumaya daha fazla teşvik edecekse ekleyeyim bu distopik konunun üstüne hafifte bir aşk serpiştirilmiş. Bana çok mantıklı, tatlı ve kesinlikle raya oturan türden bir aşk gibi hissettirdi, kurgunun önüne geçmemişti.
Yani okumalı mısınız? Kesinlikle evet. Başlarda hafif sıkıcı fakat evreni iyi anlayabilmek için gerekli biraz sabredin ve istikrarlı okumaya devam edin. Çok güzeldi kesinlikle tavsiyemdir.
*Buradan sonrası spoilerlı okumadıysanız geçmenizi tavsiyem ederim*
Ve okuyanların bildiği üzere asıl olaylar Ullim'in boğulmasıyla başlıyor. Boğulurken ki istemsiz teslimiyeti bana o kadar gerçekçi gelmişti ki sanki bir ölüm