Xanım Şəbi

Xanım Şəbi
@Lyasol
“Nedir taht? Kadifeyle kaplanmış yaldızlı bir parça tahta. Devletim ben. Burada halkın temsilcisi yalnızca ben'im. Hata yapmış olsam bile, beni halkın içinde eleştirmemeliydiniz. Đnsanlar kirli çamaşırlarını evde yıkarlar. Fransa'nın bana olan ihtiyacı, benim Fransa'ya olan ihtiyacımdan daha fazla.” Napoleon Bonaparte
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Değişim ve çeşitlilik göstermeyen bir çevre, sadece bireyi köreltmekle kalmaz,türümüzün gelişimini de olumsuz yönde etkiler.
Çünkü yatak odası mahremiyeti imâ eder. Seksi imâ eder. Burada oturma odasındaki aynı yakınlıkta oturmanız başka çağrışımlara yol açar. Hatta bu yüzden insanlar, hiç tanımadıkları kişilerle diskolarda ya da balo salonlarında çok samimi bir şekilde dans edebildikleri halde, kendi evlerinin içinde, üstelik kendi dostlarıyla böyle samimi, hatta yakın bile olamazlar. Yoksa yanlış anlaşılır!
Odalar, sadece içlerinde ne yapacağımızı belirlemekle kalmaz, aynı zamanda, hem hislerimizi hem de başkalarıyla olan ilişkilerimizi etkilerler. Gün ortasında çalışma odasında oturuyorsanız, düşündüğünüz ya da felsefe yaptığınız kabul edilecektir. Oysa, aynı şeyi yatak odasında yapmanız, istirahate çekildiğiniz ya da düpedüz tembellik ettiğiniz anlamına gelebilecektir. Her odayla bağlantılı duygular ve koşullandırmalar vardır. Böyle bir koşullandırma, herhangi bir konuda derinlemesine düşünmekten ya da başkalarıyla daha derin ilişkilere girmekten alıkoyar insanı. Đşlevlerine göre ayrılmış çeşitli odalar, tüm düşünceleri, konuşmaları, duyguları ve ilişkileri, gözetilen işleve mümkün olduğu kadar yakın tutar. Odadan odaya geçmek, zihni düzeneğimizi değiştirir. Bir ülkeden ya da bir kültürden bir başkasına geçmek gibi bir şeydir bu. Her odada başka bir işlevimiz vardır. Buna uygun olarak bizler de mekânın totaliter yapısı tarafından bölünür ve yönetiliriz. Oysa, önceden tanımlanmamış bir mekânda zaman geçirmek, bizi özgürleştirir. Bu durum, kendini gözleme fırsatını da verir insana. Đnsan, mekâna egemen olabilir. Kişi, mekândan büyüktür. Aynı mekândan çeşitli şekillerde yararlanmayı öğrendikçe insanın yaratıcılığına ve yeteneklerine fırsat tanınmış olur.
Mahremiyet bile, bize, düzenin ölçülerinde ve o ölçülere uygun mekânlarda yaşanacak biçimde empoze edilmiştir. Artık, mahremiyetimizi yaşayacak kişisel mekânlardan da yoksunuz. Örneğin, çocuklar ana babaların yattığı mekânlardan özellikle uzak tutulurlar. Çekirdek aile böyle konuları konuşmaktan bile çekinir, bu işi uzmanlara havale eder. Böylece, kapalı kapı politikası güden toplumlarımız, cinsel eğitim diye adlandırdıkları bir alana da girmesi için devlete kapılarını açmış olurlar. Çocuklarımıza seksin ne olduğunu anlatmak böylece merkezi iktidar biriminin -devletin- görevi haline gelir. Devlet gözetimi altındaki cinsel eğitimin ise sevgiyle hiçbir ilişkisi olmadığı çok açık.