“Dünyanın ve bir bütün olarak yaşamın mevcut hâlinin hastalıklı olduğunu düşünüyorum. Eğer bir doktor olsaydım ve tavsiyem istenseydi şöyle derdim: Sessizlik yaratın.
Gazal Zeybek ile okuduk. Varoluşçuluk, kaygı, ölüm ve anlam arayışı ekseninde uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Dönüp dolaşıp aynı soruya geldik:
“Ölüm kaygısıyla
Ölüm metaforu insanoğlunun yeryüzünde var olmasıyla birlikte merak ettiği, araştırdığı, anlamak istediği bir bilinmezlik Özellikle de dinler bu konuda derinlemesine buyruklar verir
Ancak şu bir gerçektir ki biz varken o yok o varken de biz yokuz bununla beraber farkında olmamız gereken şu mühim hakikatta vardır Son bir anın işi değildir. Sahibine ağır ağır yaklaşır, insana geleceğini haber ederek olgunlaşır. Her büyük sevda, her büyük aşk gibi. Onlar da gelmeden evvel gölgelerini insanın üzerine düşürür. Çünkü hakikat, ansızın görünmez önce sezilir, önce hissedilir sonra tecelli eder. Burada devreye giren şey ise farkındalık ; Farkındalık yükseldikçe dünyadan uzaklaşma isteğin artar, dünyaya karşı isteğin hırsın azalır, umursamaz ve rahat olursun. Sonra en zor zamanlarda bile sakin kalırsın. Sakinlik derinliği, derinlik de olgunluğu, olgunluk da yüksek bir görüş, anlayış yeteneğini getirir.
Anladım ayaklarımın altındaki dünya değil
Çocuk sevinçleri, ipinden koparılmış uçurtmalar
Bulutu ve suyu izliyor soluk bir sonsuzluk
Anladım yüreğimdeki rüzgarla sürükleniyorum