Mert EROL

Mert EROL
Biraz film, biraz fotoğraf ve biraz edebiyat. 42!

Mert EROL

, bir kitap okudu
7/10
·510 syf.·
27 günde okudu
·
2024 20. kitabı
Fritjof Capra
7/10 · 1 okunma
Reklam
Kendini yeniden sevmek veya sevmeyi öğrenmek- Alice in the Cities 1974- Şans ver!
Bugün uzun zamandır yapmadığım "şans ver" başlıklı yazılarıma bir yenisini daha ekleyeceğim. 1974 Yapımı siyah beyaz ve Alman sineması eseri olan Alice in the Cities (Alice in den Städten) filmini izledim ve film beni gerçekten çok etkiledi. Filmin içeriğini çok kaba hatlar ile anlatacağım ve daha sonra neden etkilendiğimi aktarmaya çalışacağım. Çünkü uzun uzun film analizi yapmak ne yazık ki sahip olduğum yeteneklerden birisi değil. Filmde baş kahramanımız Alman bir yazar olan Philip. Ülkeyi gezerek yazacak bir şey bulmayı umuyor. Fakat Philip ile tanıştığımızda bu gezisinin artık sonlarına gelmiş ve biriktirdiği tek şey etrafında gördüğü hoşuna giden şeylerin fotoğrafları. Tam evine, yaşadığı deneyimden elleri boş dönmek üzere hazırlanırken kaldığı otelde Alman bir anne ve kızı ile tanışır ve bu üçlü yakın bir arkadaşlık kurar. Film aslen tam bu noktada, Annenin bir anda bir not bırakıp ortadan kaybolması ve Philip'in küçük kızı büyükannesine götürmek zorunda kalması ile başlıyor. Film benim en sevdiğim film türlerinden biri olan YOL filmi kategorisinde. Philip bir jenerasyonu temsil ediyor. 2. dünya savaşı sırasında veya hemen sonrasında doğmuş olan Alman jenerasyonunun bir parçası olan Philip bu jenerasyonun karakteristik özelliklerinden mahcubiyet ve bir önceki jenerasyonun yıktıklarını yeniden inşa etme sorumluluğunu taşıyor. Filmin beni etkilemesinin birkaç nedeni var. Öncelikle birçok yol filminin aksine bu film "yoldaki yalnızlığı" vurgulayarak başlıyor. Filmin açılışı, siyah beyaz olan çekimler, ana karakterin bir hayal ile geldiği yerde yavaş yavaş o hayalini yitirmişliği ve tanıştığımız noktada artık o amaçtan bir harabe kalmış olması. Yani film bunaltıcı ve karanlık başlıyor. Tam bu noktada yaşadığım bir dönemle yakından bağ kurduğum bir sahne ile devam
Film
Humberto R. Maturana
What is death for the beholder? What is death for the dying? A weight beyond knowledge or understanding. A pain for the self-asserting ego, for the one; For the other, silence, peace and nothingness. Yet the one feels his pride in anger And in his mind he does not accept That beyond death nothing should arise And that beyond death There should be only death The other, in his silence In his unkowing majesty feels He feels nothing, he knows nothing, Because death is death And life without death is only emptiness.

Mert EROL

, bir kitap okudu
9/10
·192 syf.·
Beğendi
·
20 günde okudu
·
2024 19. kitabı
William James
"A great number of people think they are thinking when they are merely rearranging their prejudices." Birçok insan, düşündüklerini zanneder ama aslında yaptıkları şey önyargılarını yeniden düzenlemektir
Yaşam
Reklam