Bazı kitaplar vardır okuduğunuzda sizi çok rahtsız eden, bitirdiğinizde bile duyduğunuz rahatsızlık kolay kolay bitmeyen: işte Otomatik Portakal o türden bir roman. Şimdiden söyleyeyim de incelememi okuduktan sonra kitaba başlayıp bana kızmayın.
Yazara 1959 yılında bir beyin tümörü teşhisi konmuş ve 1 yıl ömrü kaldığı söylenmiş. Bu bir yıllık süre içerisinde toplam beş kitap yazmış, Otomatik Portakal'da bunlardan birisiymiş. Yazarı böyle karanlık bir roman yazmaya yönelten şeyde belkide içinde bulundu psikolojik durumdur yani hasta olduğunuzu düşündüğünüzde genelde karamsar olursunuz. Tabii daha sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılmış.
Roman, psikopat ruhlu bir suçlunun ağzından yazılmış. Ölçüsüz şiddet yanlısı, tecavüzcü, tacizci, ruh hastası bir insanın dünyaya nasıl baktığını görüyorsunuz ve kitap argo kelimelerle dolu olduğu için bunlara tahammül edemem diyorsanız okumanızı tavsiye etmem. Bu karakterin adının Alex olmasının da bir sebebi var. Şöyle ki lex latincede kanun anlamına geliyormuş yani Alex ise bunun olumsuzu kanunsuz gibi bir şey.
Kitabın adındaki portakal, doğal haliyle insanı, otomatik ise makineleşmeyi temsil ediyor. Aslında bir tür distopya eseri de diyebiliriz. Gelişen teknolojiyle insanların duygu ve düşüncelerine müdahale edildiğini düşünsenize. Aslında içinizden iyilik yapmak gelmediği halde mecburen bunu yaptığınızı düşünün. Tıpkı bir makine gibi. Ne kadar iğrenç bir hal olurdu. İnsanın elinden tercih etme hakkının alındığı bir dünyayı düşünemiyorum bile.
Eskiden beri klasik müziğin insanı dinlendirdiği ve suça eğilimini azalttığı rahatlattığı felan söylenir ama bu kötü karakter Beethoven dinlerken insanları öldürdüğünün psikopatça işler felan yaptığının hayalini kuruyor hemde 9. senfoniyi dinlerken. Hayret etmemem elde değil çünkü hem çok