Ayşe Mazı

Ayşe Mazı
@MAZI_a
eller yahşi ben yaman eller buğday ben saman
Puan vermedi·517 syf.··
2024 6. kitabı
MARTİN EDEN adındaki kitap hakkında bi not yazmak istedim. insanın geçirip gerçek anlamda yaş aldığı (25 yaş olur kendileri) birçok evre var. o evrelerden birindeyim. bunun bilincinde olacak kadar kendimin farkındayım ama bu farkındalığı hakkıyla tanımlayamayacak kadar da tanımıyorum kendimi. martin'e böyle bir evrede tanışmak, onun zihninin derinliklerine inmek benim için bir şans oldu ve bir kez daha "sen kitabı değil, kitap seni seçer" ilkesinin safsatadan ibaret olmadığını anladım. çok uzun zamandır listemde olan bir kitaptı. daha sonra da kitaplığımda uzunca bakıştık kendisiyle ama neden bu kadar hacimli bir kitabı bu kadar yoğun bir dönemde okumak istedim bilmiyorum. ta ki okuyana ve kitabın beni seçtiğine kanaat getirene dek. benim için farklı bir yere ve kimliğe sahip olacak biliyorum çünkü martin satırlardan öteye geçip sanki karşımda canlandı. o yazmak için duyduğu tutkusuna, içinde sanki volkanlar patlıyor olmasına ama dilinden cümlelerin çıkamayışına birebir şahit oldum. hata olarak gördüğü geçen zaman kaybını, yanlış seçimlerini -onun tabiriyle- 'iyi etmek için' nasıl bir yangınla baş ettiğini de gördüm. aslında benimkisi martin'i kendime bir akis olarak benimsemekti sanırım. o ateş de o tutukluluk da çok tanıdık çünkü. o kendi odasındaki daktilosunun başında bazen binlerce kelimelik öyküler yazması bazen de tek kelime yazamaması fakat her hâlükarda tatmin olamaması, aradan geçen zaman zarfında yazdığı cümleleri okuyunca nasıl derinliksiz ve niteliksiz olduğunu hissedip öfkeyle yanması da çok tanıdık. çok şey yaşayan, kendisini önce hayran olduğu kalıba sokmak için çabalayan ama çabaladıkça konmak istediği yerden çok daha yukarılara yükseldiğini farkeden bir adamın öyküsüydü. yol bittikten sonra yanlış yöne saptığını anlayan ve sonunda ne kalacak ne
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·344 syf.··
2023 15. kitabı
yusuf ziya'nın suna'ya yazdığı mektubu okudum yine. 'yazmaktan başka çaresi olmayan tüm yaşama kusurluları gibi yazıyorum ben de' demişti. yıllar önce okurken kendime rastlamış olmalıyım ki altını çizmişim, çizdiğim gibi belleğime de kazımışım. şarkı, şiir, bir karakterin repliği fark etmiyor bazı cümleler insana kimliğini bulmuş gibi hissettiriyor, benim için de o cümle öyleydi. yıllar öncesinde ve şimdi. yazmaktan başka çaresi olmayan bir yaşama kusurlusuyum ben de en az yusuf ziya kadar. her yaş almanın somut bir değişimi var elbet ama ilk defa bir ömür birikintisini omuzlarımda yük gibi hissediyorum. gerçekten de yaşıyor olmak yaşamakla bağdaşmıyormuş . bugün uzun uzun yürürken attığım adımdan daha fazlasını düşündüm. hayatıma değen onca insan, onca yol, onca merhaba. alıp nereye sığdırsam bana bir yükten fazlası gibi görünür, bilmiyorum. her şeyi yerli yerine koymaya gerek yoktur gerçi , bıraktım dağınık dursun. Belki bazı hayatlar da böyle dağınık, böyle yarım ve böyle cevapsız kalmak içindir. bir kalıba ya da bir düzene sokmayacağım tüm bunları. yeni yaşıma merhaba diyip, her fani gibi bundan üç sene sonrasını olmadı beş sene sonrasını düşleyeceğim. başka yolları, başka merhabaları. hayatımda bulunup da varlığıyla ömrümü güzelleştiren tüm insanları. çünkü bu yaşama kusurlusunun düşlemekten başka bir çaresi de yok. merhaba yirmidört ve tüm sesli iç geçirten kaygıları.
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,9bin okunma