M ata

M ata
@MAtadilek
Kuldan Rabbe Kırık Bir Dilekçe Allah’ım… Ey beni yaratan ve bana hayatı veren Rabbim… Kalbim o kadar sıkışmış bir vaziyet içinde ki bazen hep böyle devam edecek sanıyorum. Sonra senin hak olan ayetini okuyor dilim: “Allah sabredenlerle beraberdir” diyorsun ya…İşte o an vazgeçiyorum dünyadan, vazgeçiyorum insanlardan, vazgeçiyorum fani şeylerle mutlu olmaktan… Seni aradığımı ve sana gelmek istediğimi söylerdim ya sana sürekli? Senin benim yanımda olduğun düşüncesi bile kırık kalbimi teselli ediyor Allah’ım… Çünkü vaadinden dönmeyen bir sen varsın. Gözlerimden dökülen kalp kırıklarımı bir sen temizleyebilirsin. Kalpler senin elinde çünkü Ya Rabbi… Biliyorum ki çok günahkârım, senden bir şey istemeye bile yüz bulmamam gerekirken ben arsızca hep geliyorum sana tüm yanlışlarımla… Çünkü beni her halimle kabul eden bir sen varsın! Rahmeti gazabını geçmiş bir Rabb; tek Allah sın… Beni hiç bırakmayan ve sürekli gözetleyen; çırpınışlarımı, ağlayışlarımı çaresizliğimi gören Rahmansın. Senden başka kimsem yok Allah’ım, senden başka ebeden dost kalacağım kimse yok… Sen benim Allah’ım, canımın nefesimin sahibi asıl hayat kaynağımsın. Bile bile zulmedip kendimize, oyuncak ettik ruhlarımızı, hasta ettik, garip ettik, mecnun ettik… Hâlbuki bura ne bir oyun yeriydi ne de bizler birer oyuncu… Verilen aklı ve kalbi en iyi şekilde idare etmeyi bilmeliydik. Geçici bir süreydi misafirliğimiz ve misafir olduğumuz şu dünyanın sahibi olan sendin, unutmamız gerekirdi. İyi günü kötü günü, darlığı bolluğu veren sendin… Huzuru, hüznü veren sendin… Yaşamı ve ölümü veren sendin… Kalplere sevgiyi koyan sendin. Merhamet sendendi… Gözün ve gözyaşının tek sahibi sendin. Koruyan kollayan arzdan arşa melekleriyle rızıklandıran ve dünya misafirhanesinde herkese ayrı lütuflarla ayrı sınavlarla
Edebiyat
Reklam
Kemal Sayar: Beton blokların arasında tabiat parçası görmeksizin yaşıyoruz, birisi buna, "Doğa yoksunluğu sendromu, diyor. Hakikaten pek çok genç ellerine bir yaprağı almadan, yaprağın o pütürlu dokusunu hissetmeksizin büyuyorlar. Hafta sonları daha çok Alışveriş Merkezi gezdiğimiz, yeşillik alanlara gitmediğimiz için veya kolay ulaşılabilir yeşil alanları bulamadığımız için giderek doğaya da yabancılaşıyoruz. Doğaya, insana yabancılaşan varlık Allah'a da yabancılaşıyor. Japonlar yeni bir şifa yöntemi geliştirmişler, bu şifa yöntemi ağaclara sarılmak, çok akıllıca bir davranış, çünkü tabiatta insanı onaran bir şey var. Çok bunaldığım zaman bir yeşillik bulabilirsem, ormanda yürüyüş yapabilirsem çok rahatlıyorum. Ormanlarımız var da kullanamıyoruz. Enteresan bir şekilde onların içine giremiyoruz ve girersek de natürelliğinin bozulduğunu görüyoruz. İnsan bir ağacın gölgesinde serinlerken, bir ağaca dokunduğu zaman, bir yaprağı eline alıp onu okşadığı zaman o negatif enerji gidiyor. Bu kanser gibi çoğalan yapılara baktığınız zaman ne yeşillik ne de boşluk göruyoruz. Mahalle arasında çocukların futbol oynayacağı arsalar da kalmadı. Her yer tıklım tıklım, mahremiyet yok. Herkes birbirinin evinin içini görüyor. Sadettin Ökten: Hâl böyle olunca insan naturasına yabancılaşıyor, kendi mahiyetinden cüda düşüyor. Çok sevdiğim, kıramadığım bir dost beraber yemeğe çıkalım dedi. Ben de Hidiv Korusu'na gitmek, sonbahar bitmeden orada dolaşmak istedim. "Baba, seni daha güzel bir yere götüreyim, dedi. Baktım ki gönlü onu istiyor, bir AVM'ye gittik, üst katına çıktık. Hakikaten muhteşem, şaşaalı bir yer, orada yemek ikram etti falan; ama sonbahar yapraklarında hışırtıyla yürüyemedim. Allah'tan evden sonbaharı izleyebiliyoruz; ama yine de insan bir koruda yaprakların arasında yürümek
Hayata Dair
"Gülün dikenli olduğundan şikâyet etmek yerine, dikenler içinde bir gül yaratıldığını fark edip şükret!"