Kemal Sayar: Beton blokların arasında tabiat parçası görmeksizin yaşıyoruz, birisi buna, "Doğa yoksunluğu sendromu, diyor. Hakikaten pek çok genç ellerine bir yaprağı almadan, yaprağın o pütürlu dokusunu hissetmeksizin büyuyorlar. Hafta sonları daha çok Alışveriş Merkezi gezdiğimiz, yeşillik alanlara gitmediğimiz için veya kolay ulaşılabilir yeşil alanları bulamadığımız için giderek doğaya da yabancılaşıyoruz. Doğaya, insana yabancılaşan varlık Allah'a da yabancılaşıyor.
Japonlar yeni bir şifa yöntemi geliştirmişler, bu şifa yöntemi ağaclara sarılmak, çok akıllıca bir davranış, çünkü tabiatta insanı onaran bir şey var. Çok bunaldığım zaman bir yeşillik bulabilirsem, ormanda yürüyüş yapabilirsem çok rahatlıyorum. Ormanlarımız var da kullanamıyoruz. Enteresan bir şekilde onların içine giremiyoruz ve girersek de natürelliğinin bozulduğunu görüyoruz. İnsan bir ağacın gölgesinde serinlerken, bir ağaca dokunduğu zaman, bir yaprağı eline alıp onu okşadığı zaman o negatif enerji gidiyor. Bu kanser gibi çoğalan yapılara baktığınız zaman ne yeşillik ne de boşluk göruyoruz. Mahalle arasında çocukların futbol oynayacağı arsalar da kalmadı. Her yer tıklım tıklım, mahremiyet yok. Herkes birbirinin evinin içini görüyor.
Sadettin Ökten: Hâl böyle olunca insan naturasına yabancılaşıyor, kendi mahiyetinden cüda düşüyor. Çok sevdiğim, kıramadığım bir dost beraber yemeğe çıkalım dedi. Ben de Hidiv Korusu'na gitmek, sonbahar bitmeden orada dolaşmak istedim. "Baba, seni daha güzel bir yere götüreyim, dedi. Baktım ki gönlü onu istiyor, bir AVM'ye gittik, üst katına çıktık. Hakikaten muhteşem, şaşaalı bir yer, orada yemek ikram etti falan; ama sonbahar yapraklarında hışırtıyla yürüyemedim. Allah'tan evden sonbaharı izleyebiliyoruz; ama yine de insan bir koruda yaprakların arasında yürümek