“İçinde yaşadığımız ortamı gururla "uygarlık" diye adlandırıyoruz, ancak uygarlığın içinde hâkim olan yasalar ve güçler, bizden, ruhsal ve bedensel refahımızı hedef alan bağımsız bir varlık geliştirmiş durumdalar.
.
.
…., bize iktidar ve itaati kendi hedeflerimiz gibi dayatan, böylece bizi, sıcaklık ve sevgi temel ihtiyaçlarımızdan uzaklaştıran, hatta bunları yadsımaya götüren güçler iş başındadır. İçimizden sökülen bu ihtiyaçlar, bireyde -yıkıcı bir öfke eşliğinde parçalanmaya yol açan deneyimlere dönüşür..”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bugünkü politik durum bir yanda bürokratik egemenliğin pekiştirilmesi ile diğer yanda çaresiz liğin neden olduğu öfke patlamaları arasında gidip geliyor.”
“İnsanın duygudaşlığını sorgulamak, onun insanlığını, onun kimliğini sorgulamaktır. Bu aynı zamanda insanın, aldığı bedensel ve ruhsal hasarın hangi derecesine kadar insanlığını korumaya devam edebildiğine dair bir sorun dur.”
Jung’un, ait olduğu Batı toplumunda prestij ve statü kaybını göze alarak, çağımızın yeni dini olarak gördüğü “aşırı mantıksallığı” eleştirdiği yazılarını okurken çok etkilendim. Özellikle akademik camiadan okurlar için, bu kitabın Batı modeliyle yapılan akademik araştırmaların mantıksal düzlemi hakkında oldukça faydalı bilgiler sunabileceğini düşünüyorum.
Diğer ilgimi çeken nokta ise Jung’un kendine has mizahıydı. Kitap adeta bir tarih, antropoloji ve siyaset mizahı. Yer yer kendimi gülmekten alıkoyamadım. Kişisel olarak da benimsediğim sosyalist değerlerin pratik siyasetteki etkisi ve rolu dinle karşılaştırılarak bence şahane bir düşünme ortamı oluşturdu.
Bireysellik ve kendini tanıma konusu, insanın fizyolojik gelişimi, evrimsel adaptasyonu ve hatta dinle, son derece ince bir mizahla harmanlanmış. Özellikle son bölümlerde kötülük kavramına ve bu kötülüğe göz yummaya öyle bir şekilde değiniyor ki, hem bireysel olarak aslında o kadar da güçsüz olmadığımızı hem de başkalarının yaptığı kötülüklerin sorumluluğunu üstlenip bu eylemleri değiştirebilecek güce sahip olduğumuzu etkileyici bir şekilde ifade ediyor.
Yani bireyselliği ve kolektivizm’i “komşunu sevmek gibi” kısa ama üzerine düşünülmeden, hakkında bir felsefe geliştirmeden yazıya ve söze dökülmesi imkansız bir çözümle bağlıyor. “Komşunu sevmek” tabiri bence bu kitabı özetleyen bir söylem. İçinde hem antropolojiyi hem psikolojiyi hem siyasi bir ideolojiyi içinde barındırıyor. Ki bunlarda dönemin ruhunu bir hayli hisseden ve yaşayan Jung’un korkularını, ideallerini ve isteklerini ifade ediyor.
“…bütünüyle gözden kaçırmamak için o nesneden kendisini gerektiğince uzak tutmak zorundadır. Laboratuar psikolojisinin bulgularının çoğunlukla aydınlatıcı, hatta ilginç bile olamaması işte bu yüzdendir. Nesnenin kendisi
Keşfedilmemiş BenlikCarl Gustav Jung · Barış İlhan Yayınevi / Psikoloji Dizisi · 20132,759 okunma