Dünyamız…Evimiz…Bu güzel gezegen 4.5 milyar yaşında. Bu süre boyunca yaşam defalarca doğdu, büyüdü, evrildi, yok oldu ve yeniden başladı.
Beş büyük kitlesel yok oluş yaşandı ve her biri bu cennet gezegenin düzenini yeniden yazmasına sebep oldu.
Dinozorların sonunu getiren beşinci felaketten sonra, dünyamız bir süre sessizliğe gömüldü.
Lakin o sessizlik, yalnızca doğanın değil, tarihin de sessiz kalıp sustuğu bir dönemdi.
Jeolojik katmanlar, bu sessiz dönemin hemen öncesine ait simetrik taş dizilimleri, açıklanamayan mineral yolları, milyonlarca yıl süren basınç altında bile bozulmadan kalan düzenli yapılar gibi bazı garip izler taşır.
Bu izlerin sahipleri ne doğadır ne de tam olarak insana aittir. Kim bilir belki de daha önce yaşanmış bir aklın, dünyadan silinen bir ırk veya uygarlığın yankısıdır.
İşte bu kitap, o sessizlik çağının arasına yerleştirilmiş bir olasılık üzerine hayal kurularak yazılan bir dönemi anlatır.
Kıtalar henüz ayrılmadan önce, yani yaklaşık 200 ila 230 milyon yıl öncesinde dayanarak, dünyanın tek bir kara parçasından oluştuğu döneme dayanır: Pangea
Bu dönemdeki tek kıtamızın adı ise Panthaea. Eski dillerde “bütün” anlamına gelen bir sözcükle anılır.
Kitabın gelecek bölümlerinde anlam kazanacak haritası Panthaea üzerine kurulur.
Panthaea, bilinen insanlık tarihinden milyonlarca yıl önce var olmuş, doğayla çatışmayan, onu bir inanç sistemiyle bütünleştiren ve üzerinde kadın egemen uygarlıkları barındıran bir kıta idi.
Kadın doğan olarak anılan ve kutsal sayılan kadınlarımızın erkek doğan olarak anılan erkek toplumunun çok üstünde ve kutsal olarak kabul edildiği uygarlıkların distopyası.
Yedi Kraliçe, yedi ilke ve yedi kuleyle tanımlanırlar.
Onlar için dağlardan surlar yapmak, nehirlerden şehirlerini besleyen damarlar ve sahip oldukları mucizeler