Insan, içindeki huzursuzlugun ve yasadigi mutsuzlugun nedenlerini arar. Gerçek nedenleri bulmak için sürekli düsünür.
Nedenler üzerine düsündügü anlarda -geçici de olsa- içindeki huzursuzluktan kurtulduğunu sandığı için ayni seyleri
tekrar tekrar düsünür. Bunlarn neden onun başına geldigini düşünür. Neleri yapmis olsaydi bunlar başına gelmezdi diye
düsünür. Nedenleri düsündügü kadar ihtimal dahilindeki sonuçlar da düsünür. Gidişatın nereye varacagini düsünür.
Durmadan düsünür. Düsünmeyi bir tür kaçis olarak kullanir. Nedenleri anlarsa içinde bulundugu durumdan çikabilecegini, bu durumdan çıkarsa da bu sürekli düsünme yükünden ve zihninde tasidigi olumsuz duygulardan kurtulacagini düşünür. Böylece bu fikir, onu yeniden ve daha fazla düsünmeye iter. Nedenler üzerine bunca düşünürken ayni zamanda
çözüm konusunda da ilerledigi yanilgisina kapilir Nedenler
üzerine bunca düsünmenin onu daha çok yıprattığını , hatırlatma yoluyla daha fazla üzdüğünü ve de gerçek çözümlerden
gitgide daha çok uzaklastirdigini fark edemez.
Efendimiz(s.a.v) “ başına bir musibet geldiğinde keşke şöyle yapsaydım da böyle olmasaydı deme. Bilakis Allah böyle takdir etmiş. O dilediğini yapar de. Şayet keşke şeklinde ifadeler şeytana kapı aralar “buyurmuştur.