Ahmet Haşim Güler, "Kırık Mızrak" ile okuru leblebi tozu kokulu o masum çocukluk sokaklarından alıp, Dostoyevski’nin melankolik gölgesinin sindiği Moskova hatıralarına ve oradan da bir akademisyenin ruhsal çöküşünün eşiğine ustalıkla taşıyor. Arvas Hoca’nın şahsında vücut bulan bu sarsıcı düşüş hikâyesi; tutkunun, toplumsal yargıların ve bir insanın kurduğu tüm dünyasının parça parça elinden kayışının anatomisini çıkarırken, yazarın kullandığı dil adeta bir nehir gibi akıyor. Metnin edebi gücü, sadece olay örgüsünde değil; imgelerle örülü, şiirsel ve bir o kadar da duru üslubunda saklı kalıyor; karakterin içsel sancılarını okura bir sızı gibi hissettirirken, yıkımın aslında en dürüst başlangıçlara gebe olabileceği ihtimalini zarif bir dille fısıldıyor.
Kırık MızrakAhmet Haşim Güler · İkinci Adam Yayınevi · 202529 okunma
Aşk bana onu değil, bende sakladığım karanlıkları öğretti. Onun gidişiyle anladım, bazen aşk, bir aynaya bakmak değil, aynanın kırıldığı anda içindeki dağınıklığı seyretmektir.
Mehmet Korkmaz’ın kaleme aldığı Sekül, halkın "Aykız" adını verdiği ve gece ay ışığında adaleti bizzat dağıtan efsanevi bir kahramanın, hikayenin sonunda Habil ve Kabil eliyle katledilmesiyle sarsıcı bir finale imza atan, mistik derinliği yüksek bir eserdir. Aykız’ın fiziksel vedasının ardından ruhunun bir gassal aracılığıyla Sekül katına, oradan da kadim bir yatağan kılıcına hapsolması, hikayeyi alelade bir intikam öyküsünden çıkarıp ilahi bir kader oyununa dönüştürüyor. Asya’nın elinde artık sadece soğuk bir çelik değil, kardeşinin yarım kalan davasını ve halkın umudunu taşıyan yaşayan bir irade var; bu da "Yedi Katlı Ruhani İniş Yolu" boyunca okuru mülkiyetin bittiği ve ruhun metalleştiği o tekinsiz hesaplaşma aynasına davet ediyor.