Kimileri onun Adem’in ilk eşi olduğuna, kimileri de adaleti ilk isteyen olduğuna inanır. Bu uğurda cennetten ayrılır, gittiği yerde dişi şeytana dönüşür, cinler dünyasının kraliçesi olur.
İntikamını, Adem ve Havva’nın çocuklarını öldürerek alacağını söyleyerek ant içer.Yahudi mistisizminde hikâye aşağı yukarı bu şekilde geçer.
Sekül romanında yazar, Lilith’in fikrini değiştirmiş olacak ki Adem ve Havva’nın çocuklarını öldürmek yerine Habil ve Kabil’i yoldaş etmiş birbirlerine ve anne dedirtmiş kendisine. Ve kendi intikamı ya da şeytani ve kanlı hedefleri için muhafız kılmış iki kardeşi yeryüzünde.
Adalet... Suç ve Ceza’dan Dava’ya, tüm yüzyıllarda kendisini sürekli sorgulatan, vicdanları rahat bırakmayan, insan lisanının en hassas kelimelerinden... İşte tam burada sorular başlıyor;
Kendi koyduğun kurallar, kestiğin cezalar, evrensel ahlakın ve insan vicdanının üzerine çıkabilir mi? Ya hukuk? Hukuk sustuğunda, bireyin kendi adaletini sağlaması bir hak mıdır yoksa yeni bir suç mu? Hukuk kıymetlidir, paha biçilemezdir ve dünyanın düzenini yazılı kurallarla belirlemiştir. Burada karar vericinin vicdanı girer devreye. Suçlunun değil, mağdurun sesi olabiliyorsa vicdan, hukuk her bakımdan mükemmeldir ki suçluya da ‘neden yaptın’ sorusunu bizzat sorar.
Sekül’de adaleti arayan, sağlayan iki kız kardeşin aldığı kararlarda ve kararlarını uygulama yöntemlerinde sorguluyoruz adaleti. Yazar, okuyucudan söke söke alıyor satır aralarında sorduğu ‘hangisi doğru yapıyor’ sorusunun cevabını. Kıyıya köşeye saklanamıyor, kenardan bakamıyorsunuz. Ustelik o suçlu kendi anneniz, babanız da olabiliyorken bazen!
Aklımızın ermeye başladığı o günden bugüne, sustuğumuz anlar düşüyor akla. Hepimiiz iyi insanlarız değil mi? Peki, taşı tutabilir mi ellerimiz, fırlatabilir miyiz başka birine? Bence