Ferit kendini, “Ben Türk değilim, insan değilim, hayvan değilim, tıbbıyeli değilim, felsefeci değilim, aşık değilim, zengin değilim, fertçi değilim, cemiyetçi değilim, milliyetçi değilim. Vafi Bey’in ecinnileri arasında oturan, iradesi çarpılmış, bir hafta sonra ne yapacağını bilmeyen, tembel, hiçbir şeye yaramaz ve ömrünün yarısı Avrupa’da hariciye memurluklarında geçmiş, ayyaş, zampara, Hedonist, ciddiyetin yalnız hayvanlara yakıştığına inandığı Çin dünyanın bütün dramlarına kahkahayı basan ve bunun için “Gülener” soyadını alan bir baba ile yarı sanatkar, yarı deli, erkek düşkünü, veremli ve veremden iki yetişkin kızını kaybetmiş, ayyaş, kokainman, Paris’te okuduğu için kültürlü, genç yaşında ölmüş bir ananın dèsencharte, dêmeseuêr, desoriente, dêracinê, dêgenere bir oğluyum.” olarak tanımlayan aslında materyalist ve ruhsal sorunları olan bir gençtir. Roman, felsefe öğretmeni Yahya Aziz’in desteği ile dini bütün bir kadın olan Matmazel Notaliya’nın evinde zaman zaman gaipten sesler duyarak, zaman zaman halüsinasyonlar ve doğa üstü olaylarla Ferit’in kendini bulma çabası ve ruh bölünmesini gidermesini konu alıyor. Felsefi ve sosyolojik yanı ağır basan, gerek bu nedenle gerek dilinin ağır ve ağdalı olması nedeniyle okuması zor bir eser