Ramazan Gökce

Ramazan Gökce

, bir kitabı yarım bıraktı
%35 (64/178 syf.)
Muhammed İkbal
7.9/10 · 34 okunma
Reklam
Polis takibi varsa hem kendi başımızı hem de onların başını derde sokmamak için yerel halkla doğrudan ve uzun diyaloglara girmemeye çalışıyorduk. Bizden önce buraları ziyaret eden arkadaşlara Çin polisinin sorduğu sorulardan biri şu olmuştu çünkü: "İnsanlarla niçin sohbet ediyorsunuz? Ne konuşuyorsunuz?" Ancak ilginçtir, daha ilk adımda problem olmasın diye biz kendimizi sakındıkça, Gulcadaki Uygurların bizimle temas kurmaya ve sohbet etmeye can attıklarını gördük. "Türkiya mı? Ooo, yahşi yahşi..." cümlesini kaç kere duyduğumu sayamadım bile, o derece. İçlerinde İstanbul'u görenler ve bize anlatanlar da vardı
Sayfa 64·Kitabı okudu
Çin, Huileri "hasbelkader Müslüman olmuş Çinliler" olarak görürken, Uygulara bakış bunun tam tersi: "hasbelkader Çin'de yaşayan Müslümanlar." Her iki yorumun odak noktalarındaki fark, Huilerle Uygurların yerleştirildiği skalayı da gösteriyor.
Çin yönetimi, Beytullah Camii'ni sadece ibadete kapatmakla kalmamış: Kubbenin tam önüne kocaman bir Çin bayrağı dikilmiş. Caminin ön cephesindeki -eski fotoğraflarda görülen- Arapça levha ve kitabeler kaldırılmış; ibadete açıkken namaz vakitlerinin takip edildiği tabela indirilmiş. Caminin ismi de "Gulca Şehri Cenubi Azadlık Yolu Mescidi" olarak değiştirilmiş. Beytullah ibaresi "Allah'ın evi" demek olduğundan, herhalde "sakıncalı" ve "tehlikeli" addedildi
Tarihi kaynaklarımız, 1863'te Gulcalı Hafız Abdülaziz Efendi adlı bir zatın İstanbul'da sarayın dikkatini çektiğini ve Enderun'da Arapça hocalığına kadar yükseldiğini aktarıyor. Gulca-Istanbul hattında ilişkiler öylesine sıkı ve yakınmış ki. Sultan II. Abdülhamid'in emriyle 1904'te Gulca'da "Mekteb-i Hamidi" adıyla bir okul bile açılmış