İhanetin en kötü yanı, sadık insanlara duyduğumuz güveni de yok etmesidir. Kurunun yanında yaş da yanar meselesinden çok daha trajik, çok daha yıkıcı bir durumdu bu. Bütün hayatınızı karartır, sizi paranoyak yapardı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu.
"Ne diyorsun Nevzat? Beğendin mi?"
Evgenia böyleydi işte, "Nasıl, güzel olmuş muyum?" diye sormazdı, "Beğendin mi?" derdi. Başkalarının fikirleri umurumda bile değil, benim için önemli olan senin düşüncen diyerek beni onurlandırırdı.
Yüzümü küçük kızımın saçlarına gömdüm. Pişmanlık, vicdan azabı, tepeden tırnağa bir utanç... Tuhaftır ama bu duygular iyi geldi. Evet, derin bir keder hissediyordum ama o boşluktan, o duyarsızlıktan, rengi, kokusu, sesi olmayan o hiçlik dünyasından kurtulmuştum. Acı da gelse, üzüntü de verse, içimi kederle de doldursa duygularım geri gelmişti.
Ne oluyordu bana böyle? Kendimi bu saçma sapan duygulara kaptırmamalıydım. Saçma sapan mı? Duyguların mantıkla alakası yoktur ki saçma olsun. Ne hissediyorsam oydu.