GÖNÜLSÜZ ŞAHİT
Küfür sesleri geliyor hep. Bağırmalar, çağırmalar, anırmalar, hırıltılar, iniltiler… İşlek bir sokağın, kuytu bir binasında ağlayan bir kadın, suçlayan bir koca… Yumruğunu sıkmış, çenesi titriyor. Hak etmediğini söylüyor. Bunun yaşayacağına ölseymiş daha iyiymiş diyor. Kadın mahcup.
İşlek değil, kuytu bir sokak. Sokağın köşesinde etrafı kolaçan eden bir çift göz, ortasında ise yılların tecrübesiyle arabayı açmaya zorlayan bir çift el. Başarıyor. Bir çift kirli eliyle kullandığı arabaya, bir çift gözü de alıp uzaklaşıyor. Hiç utanmıyor.
Dar bir sokak. Uzamış bıyıklarını dudağıyla kemirmeye çalışan çirkin bir surat. Cebinden beyaz bir toz çıkartıp uzatıyor. Rengi solmuş, gözleri morarmış, eti çekilmiş, kemikleri belirginleşmiş, hayatı henüz 17 yıldır yaşamış bir fidan eli titreyerek alıyor çirkin suratın uzattığı şeyi. Gözleri parlıyor, can suyu verilmiş gibi çiçek açıyor fidan. Çirkin surat uzaklaşıyor, genç fidan can suyunu içiyor. Çok susamış, kana kana içiyor. Can suyu tüm hücrelerine yayılıyor, kemikli elleri titriyor, bacakları kasılıyor, gözlerinin feri sönüyor. Ruhu bedenine küsüp terk ediyor fidanı. Fidan pişman.
Işıklı bir cadde. Sağa yanaşıyor bir araç. Vitrin tasarımını iyi yapmış bir kadın yaklaşıyor araca. Adam kadını süzüyor. Çoluğumun, çocuğumun rızkını vereceğim bari değsin diye pür dikkat inceliyor. Pazarlık yapıyorlar. Kadın kendine özel silahlarını kullanmaktan çekinmiyor, adam esriyor. Arabaya atlayıp devam ediyorlar, adam heyecanlı, kadın buruk. Adama bakıyor midesi bulanıyor, kendine bakıyor midesi ağzına geliyor. Çocukluğu geliyor aklına, annesinin öpe okşaya büyüttüğü bu bedenin nasıl bu hale geldiğini düşünüyor. Kime kızıp, neye küfredeceğini bilemiyor. Herkese lanet okuyor.
Palmiyeli bir bulvar. Mavi camlı plazanın