Canım, zamanımın en güzel anı.. Öyle bir an ki ömrüm içinde hapsolmuş. M....., adın gözlerimin ışıltısı. Sesin, çölümde tadına doyamadığım en tatlı su..
Söz söylendikçe eskiyor, anlamları soluyor. Oysa yıllandıkça artıyor duyguların coşkusu. M....., hasret öyle bir körüklüyor ki gönül yangınını, söndürmek için dökülen her damla alev kesiliyor.
Hayalinle yaşıyorum sevgili, odamın tavanına bakıp gülümsemem ondan. Aynalarda bakışını hissedip utanmam ondan. Yüreğimin dolup dolup taşması ondan.
Kokunu bilmiyorum, hiç dokunmadım tenine; bir yerlerde var olmanın tesellisiyle avunuyorum. Birgün -gelecek mi bilmediğim o gün- gözlerimle dokunmanın umuduyla teselli buluyorum. Sesine sarılmak istiyorum sözümle. Kalbimi hasretinle dolduruyorum. Hasretin yokluk kokuyor yârim… Yokluğun kokusunu bilir misin? İçine çektiğinde ciğerlerini nasıl boşlukla doldurduğunu bilir misin? O boşlukta nasıl kaybolunur, nasıl hem diri hem ölü, hem var hem yok olunur bilir misin? Hasretin nayino, hasretin buram buram yokluk kokuyor…
Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.