1000Kitap Logosu
M.D.
TAKİP ET
M.D.
@MadeMind
timeo hominem unius libri ...
Kamu
Lisans
Ankara
89 okur puanı
27 Nis 2021 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Sabitlenmiş gönderi
Ruh hastası olup da farkında olmadan yaşayanların arasında yaşamaya çalışarak, farkında olmadan ruh hastası oluyoruz.
240 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
hayat bir sis ise, göz gözü görmüyor Pakize
Cogito, ergo sum! Unamuno'nun okuduğum ilk kitabı bu. Behçet Necatigil çevirisi olduğu için okumak istemiştim sadece. Usta boşuna çevirmemiştir nasılsa diye düşünmenin de rahatlığı vardı kuşkusuz. Öyle de oldu. Çağdaş İspanyol edebiyatının klasiklerinden olmasının pek çok sebebi var. Lorca, boşuna "ilk İspanyol" dememiş Unamuno için. Atası, Cervantes gibi o da romanın sınırlarını zorlamayı seviyor. Gayet postmodern bir tür bile sayılabilir bu anlamda bu roman. Ölümsüzlük insanın kafasını meşgul ededursun, kalıcı bir eserle insan ölümsüzlüğe kavuşabilir. Roman da bu gerçeği vurguluyor özünde. Necatigil, yazar için kısa ama öz bir biyografi yazmış. Üslubu, düşünceleri, karakteri hakkında güzel ipuçları veriyor. Roman da pek çok açıdan edebi bir kaygıdan çok yazarın halkına bir sesleniş çabası gibi geldi bana. 1914'te sürgünde kaleme aldığı bu roman onun ülkesine ve milletine olan hasretinin edebi bir tezahürü sanki. Kitaba dair spoiler istemeyenler burdan sonrasını okumayabilirler. Romanın kahramanı Agusto Perez, titiz, eğitimli, görgülü, varlıklı bir İspanyol. Hayatın bir sis olduğunu düşünüyor. Herşeyde, herkeste anlaşılamaz bir yön, hayatın üzerinde olanı görmeyi engelleyen kalın bir sis tabakası olduğunu vurguluyor hep. Aslında Unamuno'nun kendi felsefesi oluğunu anlıyoruz bunun. Neredeyse kitabın her sayfasında öyle yada böyle, sis kelimesi geçiyor. duyguların anlaşılmazlığında, iletişimde, sokakta, evde, yatakta, her yerde sis var ona göre. Sisin arkasını görebilmek mümkün mü? Yazar bunu Agusto'yu aşık ederek anlatıyor bize. "Halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazareti?" diyor ya İsmet Özel, onun gibi, aşık olunca sis perdesi aralanıyor agusto için. Ama sis bu, yayılmaya çok müsait. Bir yerden kalkınca başka yere çöküveriyor. Aşık olunca hayatı değişen agusto, ihanete uğrayınca genel bir felsefi sorgulama sisi içinde buluyor kendini. Descartes'ten konu açıyor yazar iki karakterin ağzından, düşünmek var olabilmenin kanıtı evet ama düşünce tek başına varlığın kanıtı aynı zamanda. Descartes'a düşünüyorum, öyleyse varım dedirten, düşüncenin ta kendisi aslında yazara göre. Düşünebilmek var olmayı getirdiği gibi ölümsüzlüğü de getiriyor yanında. İnsanın rüyada mı yoksa uyanık mı olduğunun belli olmadığı o "sisli" aralıkta, agusto perez'in ağzından ölümsüzlüğü tanımlıyor Unamuno. Kitabın sonu oldukça ilginç. Umulmadık bir hale dönüşüp bitiyor. Okuması ve üzerinde düşünmesi keyifli bir roman. İyi okumalar...
Sis
8.4/10 · 3.320 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
coğrafya değişse de dört kadın isteği değişmiyor demek ki...
"...bir kadın yetmiyorsa, peki, üç olsun! İkilik birleşmez." "Nasıl birleşmez? "Tabii! İki doğru ile bir yüzeyi kuşatamazsınız. En basit çokgen, üçgendir. En azından üç olmalı." "Fakat üçgende derinlik yoktur ki. En basit çokyüzlü, dörtyüzlüdür. O halde en azından dört olmalı!"
İlginç
Eğer ona dua ediyor, ezgilerde onu yüceltiyorsak bu; onu uyutmak, sallayarak rüyalara dalmasını sağlamak isteğinden doğamaz mı? Neticede bütün dinlerdeki ibadetler sırf bir şekil, uyanıp da bizi rüyasında görmesi sona ermesin diye, Tanrı'yı uykusunda sallamanın bir şekli değil midir?
1
...
439 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.