“Ağlıyorum çünkü insanları kurtaramazsınız. Onları sadece sevebilirsiniz.”
Değersiz Bir Hayat, Hanya Yanagihara’nın 18 ayda yazdığı bir kitap. Ve bunu yer yer fark edebiliyorsunuz. Bu kitaba başlamadan önce hakkında oldukça fazla görüş ve eleştiri gördüm. Anladığım kadarıyla seveni çok seviyordu, sevmeyeni de nefret ediyordu. İki tarafın da buluştuğu yer, okurken hissettikleri yoğun duygulardı. Bunu gözlemlemek beni kitabı okumak için daha da heveslendirdi, çünkü dijital çağda artık sizi bir şeyleri hissetmeyi vaat eden medya sayısı oldukça azaldı.
21. yüzyılın en etkili kitaplarından biri olduğu şüphesiz. Bunu iyi olduğunu düşündüğüm için söylemiyorum, literatür camiasında yarattığı etki gözler önünde. Yayınlanmasının üzerinden neredeyse 10 yıl geçmesine rağmen hala üstünde tartışmaların döndüğü bir kitap yazmak kolay değil. Değersiz Bir Hayat, türünün ilk örneği olmasa da popüler kültürde bu denli yer alabilen sayılı kitaplardan. Travmaya olan yaklaşımı ise filtresiz. Bütün gerçekliğiyle insanların ne kadar iğrençleşebileceğini ve kurbanların bazen bu durumlara karşı bir o kadar da kayıtsız kalmak zorunda olduğunu bize hatırlatıyor.
“Bir doktor, acılar içinde kıvranan veya komadaki hastasının ölümü seçme kararına saygı duyabiliyorken; bir psikiyatrist neden aynı inisiyatifi alamıyor?”
Bu sözler kitabın yazarı Hanya Yanagihara’ya ait. Kendisi daha önce etkileşimli terapiye bir noktadan sonra inanmadığını, bazı travmaların asla iyileştirilemeyeceğini ve bazı durumlarda yaşamına son vermenin kabul edilebilir bir seçenek olduğunu belirtmiş. Kitabı okurken baş karakter Jude’un bu tanımlamaya ne kadar uygun olduğunu fark ediyorsunuz. Jude hikaye boyunca sürekli acı çekiyor. Daha yeni doğmuş bir bebekken terk ediliyor, yaşadığı manastırda cinsel istismara uğruyor, aynı