sylvia

Bu dünyaya gelişini anımsadı; yoksul bir köylünün haram çocuğu, istenmeyen bir şey, acıklı, teessüf edilen bir kaza. Yabani bir ot. Şimdi bu dünyayı bir dost, bir yoldaş, bir koruyucu olarak terk ediyordu. Bir anne olarak. Nihayet önem kazanmış bir birey olarak. Hayır. O kadar kötü sayılmaz, diye düşündü. Bu şekilde ölmek. O kadar da fena değil. Gayri meşru başlamış bir hayat, meşru bir biçimde noktalanıyordu.
Reklam
Kalbin zayıf, diyor doktorlar. Eh, zayıf bir adama da böyle bir ölüm yakışır.
Yaşamında hiç beklenmedik, iki yeni çiçek açıvermişti. Meryem lapa lapa yağan karı seyrederken, gözünün önünde Molla Feyzullah canlandı; tespihinin tanelerini çeviriyor, öne eğilip o yumuşak, titrek sesiyle fısıldıyor: “Ama o çiçekleri diken, yaratan da Allah, Meryem co. Senden onlara bakmanı, büyütmeni istiyor. Dileği bu, kızım.”
Bu kentin ne çatılarını ışıldatan aylarını sayabilirsin, Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi.
Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayıcı parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir.
Reklam