O gün öğleden sonra annem bu gülleri getirmişti bana.
“Bunları cenazeme sakla.” demiştim.
Annemin yüzü buruşuvermişti, ha ağladı, ha ağlayacaktı.
“Ama Esther, bugünün ne olduğunu anımsamıyor musun?”
“Hayır.”
Belki de Aziz Valentine günüydü.
“Senin doğum günün.”
Bayan Guinea bana bir Avrupa ya da dünya turu bileti vermiş olsaydı da fark etmeyecekti. Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.
Yine sırtüstü döndüm ve gündelik bir şey sorar gibi, “Kendini öldürecek olsan nasıl yapardın?” diye sordum.
Cal keyiflenmişe benziyordu. “Bunu sık sık düşünürüm,” dedi. “Tabancayla beynimi dağıtırdım.”
Düş kırıklığına uğramıştım. Bunu tabancayla yapmak tam erkeklere göreydi.