İnsanları yaraları da birleştirmezse daha ne birleştirir, değil mi?
Öyle bir uzaklaşma ki kendimizden, öyle bir yabancılaşma, uykularımız bile bizi iyileştirmiyor artık..
'Yara aynı yara, dil aynı dil. Biz neden bu kadar yalnızız' deyip duruyorum..
Yalnızlığı biliyorum. Hayal ve hatıradan yapılmış zamanı biliyorum. İnsan yüreğinin bir başına gezdiği yerleri biliyorum.
Yaşayan bir sesten söz ediyorum. Kendi kendine konuşmak yerine birisine bir söz söylemekten. İçindeki sesin bir başkasında can bulmasından. Bininci kez duyuyor olsak bile, bize bakarak söylenmiş bir söze sevinmekten. Eşyalara bile hayat veren bir sesten. Kapının dışında bir şenlik alayı gibi çınlayan "benim" sesinden. Fotoğrafların çerçevelerinden inip koltuklara oturduğu bir sesten.
Elbette ölümü biliyorum!
Ayda bir kez de olsa kapının çiçek açmasından söz ediyorum. Pencerelerin sokağa gülümsemesinden.
Çay bardaklarnın soluğumuzu kırmızıya boyamasından. Aynaların buğulanmasından. Muslukların şarkı söylemesinden . Acı da verse bir insanın hayatımıza dokunmasından. Odaların birdenbire sokaklarla dolmasından. Çatımıza konan yıldızın sabah bahçemize inmesinden. Tanrının, azıcık da bizim yalnızlığımızda soluk almasından söz ediyorum..
Dünyanın en büyük yalnızlığının insan olduğunu elbette ben de biliyorum..!
İnanmıyorsun artık.
Anlamamak değil, inanmıyorsun!
Can sıkıntısı değil, inanmıyorsun!
Yaşamak korkusu değil, inanmıyorsun!
Ruhun hazan mevsimi bu. İnsanın kötülüğe dönüşmesi.